Musa Aktaş

Musa Aktaş
@SelviBoylu1071
İdealist ve Milliyetçi
Kötü ruh kinli bir çoşkuyla esip gürlüyordu. "Siz inşa ettiniz, ben yıkıyorum. Sizn doğruluk ve sevgi tohumları saçıyorsunuz, bense sizin tarlanızı çiğneyerek harap ediyorum. Sizler binbir eziyetle, uzun süre çabalayarak aydınlık ideallerinizin ateşini yakıyorsunuz, bense tek bir tükürükle bu alevleri söndürüyorum. Onları kötü kokulu dumana, ise çeviriyorum. Gen erkek ve kızlar aşk çiçeklerini şehvet çamuruna gömüyorum. Özgürlükten başıboşluk, iktidardan ise şiddet ve terör doğmasını sağlıyorum. Sevgi öğretisini insanlar arasında inanç farklılığına dayalı nefretin sebebine dönüştürdüm, halk arasındaki kardeşliğin yerini karşılıklı savaşların almasına vesile oldum"
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Eğitim
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Münevverlerimizi nasıl eğitmeliyiz
"Karşımızda büyük yeteneğe, üstün zekaya, zengin ve nadir rastlanan bilgi birikimine ve parlak edebi istidada sahip bir insan portresi var. Fakat ne yazık ki bu insan hayatını boşa harcamış, ahlaksız, şehvet düşkünü, para karşılığı, ısmarlama yazılar yazan ve halkın şerefini satan birisi olarak yaşamıştır. Halbuki, gerekli terbiyeyi alsaydı, daha gençken kendisine hayatı geçici zevkler uğruna harcamanın yanlışlığı ve asıl sevinç kaynağının halk kitlelerinin zekasını ve kalbini aydınlatmak olduğu anlatılsaydı, halkı için çalışan bir kültür havarisi olabilirdi."
Sayfa 180·Kitabı okuyor
Eğitim
Milli şuurdan yoksun olmak...
"Dönek yazar kendi kardeşleri olan Slavlara utanmadan şöyle diyordu: "Ben de para karşılığı yazan bir edebiyat askeriyim. Bana hayatım boyunca Almanların verdiği kadar, hatta daha yüksek yıllık bir ücret öderseniz, ben de sizin için savaşırım. Yapamaz mısınız? Ayrıca istemiyorsunuz da... O zaman indireceğim darbelere hazır olun ve kendinizi savunun, eskrimde güçlü ve çevik rakiplerle karşılaşmaktan hoşlanırım" Slavlar bu "edebiyat yılanından" nefret ederken Almanlar "büyük yazar" ve "cesur Slav filozofu"nu öve öve bitiremiyorlardı."
Sayfa 176·Kitabı okuyor
Milliyetçilik
Futbol ve gençlerimiz
"Haylaz, vücut sağlığı yerinde ve ne yazık ki tembel ruhlu Finlandiyalı gençler futbola merak sardı. Futbol, ruhsal bir hastalık gibi, şehirde yaşayan gençlerin büyük bir kısmına sirayet etmeye başladı. Daha sonra büyük köylere sıra geldi. Bir modaya dönüşen futbol bütün bir kuşağın düşüncelerini ve kalbini esir aldı. Futbol kulübleri ve toplulukları hasta vucudu saran sivilce benler, bataklıkta bulut gibi uçuşan sinekler gibi çoğalmaya başladı. Bu topluluklar bir şehirden diğerine geçerek, futbol müsabakaları düzenliyor, maç yapmak için diğer ülkelere gidiyorlardı. Yapılan bu organizasyonlara büyük paralar harcanmakta, gençlerin değerli zamanı, özellikle de okul günleri boşuna heba edilmekteydi. Kalplerindeki ateş sönmeye yüz tutarken, "manda ayaklar" zamanın düşünce semboline dönüşmekteydi."
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Eğitim
Münevverlerimiz
Nitekim Türk münevverleri yıllardanberi hep aynı rüya âleminde yaşayan uyur-gezerler gibidir. Kendi içinde mantıklı görünmekle beraber gerçekle ilgisi olmayan kurtuluş ve kalkınma nazariyeleri ortaya atarlar, sonra bu nazariyelerin gerçekleşmesine mani olan hayali düşmanlar ve mukavemet unsurları icat ederler: bütün ömürleri bu mevcut olmayan düşmanlarla mücadele içinde heba olup gider. Ortaya sürdükleri tekliflerin büyük çoğunluğu ideolojik beyin yıkama faaliyeti mahiyetindedir, çünkü onlara göre memlekette bir kalkınma meydana getirebilmek için üniversite işçisinden fabrika işçisine kadar herkesin aynı zihniyete -ilker bir pozitivisme- sahip olması gerekir, aksi halde geleneksel kültürden kalma bütün unsurlar bütün ilerici projeleri boşa çıkaracaktır. Türkiye'deki Batılaşma hareketlerinin büyük bir kısmı, halk nazarında, savaşta bizi yenemeyen düşmanların kendi münevverlerimizin vasıtasiyle bize galip gelme mânasını taşır.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Milliyetçilik