Musa Aktaş

Musa Aktaş
@SelviBoylu1071
İdealist ve Milliyetçi
Türk münevveri
"Türk münevveri daha ziyade gücünü ve istiklâlini yitirmiş bir askeri birlik manzarası göstermektedir. Buna karşılık Batı'nın ezici darbesinden uzak kalan halkın yeni medeniyete tepeden bakma ve daha iyi intibak etme şansı kaybolmamıştır. Türkiye için meselenin en korkunç tarafı da münevverin uzun yıllar içinde bu esareti iyice benimseyerek tıpkı yüzyıllarca sömürge idaresi altında yaşamış gibi düşünmeye ve davranmaya alışmış olmasıdır."
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Milliyetçilik
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dinsizliğin topluma etkisi
"Kitlelerin dine karşı ilgisizliği halk için çok tehlikeli bir hastalığa dönüşebilir. Ciddiyetten uzak gençlik ve akıl fakiri liberal düşünürler, dinsizliğin özgür düşüncesinin yansıması olduğunu söylemekle büyük bir hata yapıyorlar. Dinsizlik - manevî fakirlik ve hastalıklı ruh halinin belirtisidir. Dinsizlik - halkın sahip olduğu bütün kutsal değerlerin ölmesidir. Bunun sonucu olarak, insan hayvani duygularının esiri olur, maneviyatsızlık, ahlaksızlık, kaba egoizim, hırsızlıl ve had safhaya varan duygusal çöküntü başlar
Sayfa 96·Kitabı okuyor
Din
"İlim bir şeyin doğruluğunu delil ve isbat yoluyla (tahkik bi'l bürhân) araştırır. Zevk ise hal dediğimiz şeylerin yaşanmasıdır. Hüsnüzanna dayanarak duyduklarını ve tecrübe ettiklerini kabul etmeye ise "iman" denir. İşte bunlar üç derecedir. "Allah sizin aranızda îmân edenlerin ve ilim sâhibi olanların mevkîlerini yükseltir." Geriye kalanlar -bu üç derecenin dışında olanlar- ise, bunlar câhillerdir. Bunlar bu mevzuda bütün söylenenleri esastan inkâr eder. Kendilerine anlatılanları hayretle karşılarlar, tekrar dinlerler ve alay ederler "Acayip ne işlerdir bunlar böyle?" derler. Bunlar Allah'ın kendileri hakkında şöyle buyurduğu kimselerdir: "Onların (kâfirlerin) aralarında bazıları seni dinlerler ama sonra senin yanından ayrıldıkları zaman ilim sâhibi olanlara "ne diyor bu adamlar böyle" diye sorarlar işte bunlar Allah'ın kalblerini mühürlediği ve yanlış inânçlara tâbi olmuş kimselerdir." Duyu organlarımızın verdiklerinden sonra aklımız geliyor. Aklın da ötesinde bir meleke vardır ki işte bu sâha peygamberlere mahsustur. Onlar görülmeyeni, istikbalde olacakları bilirler. Akıl sahfasında kalanlar bu gibi şeyleri imkânsız sayarlar ve kendilerinin ulaşamadıkları bir merhaleyi hiç yok zannederler. Tıpkı doğuştan körlerin renklerden bahsedildiği zaman hiçbir şey anlayamayışları gibi.
Sayfa 64·Kitabı okuyor
Tasavvuf
Milliyetçilik ve Halkçılık
"Halka göre münevver kibirli, maddi menfaat düşkünü, yabancı taklitçisi, maneviyat düşmanı, saygısız ve köksüzdür... Münevvere göre ise halk cahil, hurafeci, kıt ve dar görüşlü, herşeye kolayca kanan(!) bir kitledir. Halk münevver ile temaslarını asgariye indirmeye ve böylece ondan gelecek huzursuzluğu mümkün olduğu kadar bertaraf etmeye çalışıyor, münevverde kendisini halktan ayırdığı nisbette kendini yakıştırdığı grup içinde daha çok itibar kazanacağına ve nefsine daha çok itimat edeceğine inanıyor. Bu manzara Türkiye'deki çeşitli siyasi gruplar içinde en çok milliyetçileri düşündürmelidir. Zira daha öncede kısaca belirttiğimiz gibi, milliyetçiliğin ana hedefi Türkiye'de milli kültür bütünlüğünü ve onunla birlikte siyasi bütünlüğü kurmaktır. Hakikatte münevver kültürü ve halk kültürü arasındakı köklü farklar siyasî bütünlüğü sarsacak mahiyettedir. Münevvere göre halk Türkiye'nin siyasi kaderini tayin edecek olgunluğa erişmemiştir: ona münevverin kıymet sistemini- hangi yoldan olursa olsun aşılmadıkça demokrasiden sadece zarar gelebilir."
Sayfa 19 - Yer-Su·Kitabı okuyor
Milliyetçilik
"Vecd"
"Akıl daima "birlik"e varmak için uğraşır ve bize o yolu gösterir. Ama biz birliğe akıl yolu ile varamayız, zira akıl bilgi kazanma esnâsında kendi objesinden ister-istemez ayrı kalmak zorundadır. Akıl yolu ile elde ettiğimiz bilgide bilgiyi alan insan (idrak eden suje) ile bilgi konusu olan şey (obje) birbirinden ayrıdır. Halbuki "birlik"te böyle bir ayrılık olmaz. Demek ki aklın karakteri (diyalektik) bizim onun gösterdiği hedefe ulaşmamıza elvermiyor. Biz bu hedefeecd yolu ile varırız. Vecd halinde ruh bedeni terkederek Tanrı ile birleşir. Beden terkedilmiş bir saray gibidir. Bu bir ölümdür, fakat hayattır. Vecdi doğuran kuvvetler nelerdir? Birinci derecede aşktır. İki türlü aşk vardır: Yaratıcı veya yaratılmışa aşk. Yaratılmışa, yahut neticeye duyulan aşk bizi, çokluğa (kesrete) doğru götürdüğü için zayıftır, halbuki yaratana (sebebe) duyulan aşk bizi birliğe götürdüğü için kuvvetlendirir. "Herşey Tanrı'dadır ve herşey tanrıya gider" Vecdin ikinci yolu ise tefekkür ve irâdedir. Tefekkür zihinlerimizi bulandıran bulutları dağıtmak suretiyle bizi birlikle karşılaştırır. İrâde vâsıtasıyle de çokluktan kaçar, mutlakın bütün ihtişamıyla ortaya çıkan son perdeyi yırtarız" Şairin dediği gibi: O zaman vecd ile bin secde eder –varsa- taşım; Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım; O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.
Sayfa 38·Kitabı okuyor
Tasavvuf