Sevdiğiniz bir bedenin kan kaybedişini, acılarla kıvranışını görmek, hem hızlı hem de soluk bir nabzı hissetmek... parmaklarınızın arasından akıp gidişini... doktor olup hiçbir şey bilmemek, hiçbir şeyi, hiçbir şeyi... orada öylece oturup kilisede buruş buruş yaşlı bir kadın gibi herhangi bir dua kekelemek, ondan sonra yine var olmadığını bildiğiniz zavallı bir Tanrı'ya karşı yumruklarınızı sıkmak... Bunu anlıyor musunuz? Bunu anlıyor musunuz? Ben... ben bir tek şunu anlamıyorum, nasıl... böyle saniyelerde o kişiyle nasıl birlikte ölünmediğini... ertesi gün bir de uykudan kalkıp nasıl dişlerinizi fırçalayıp kravat taktığınızı... benim hissettiklerimi yaşadıktan sonra insan nasıl yaşamaya devam edebiliyor, ruhumun bütün gücüyle sahip olmak istediğim bu nefesin, uğruna uğraşıp savaştığım bu ilk insanın... ellerimin altında kayıp gittiğini... bir yerlere doğru hızlanarak, dakika dakika kayıp gittiğini ve hummalı beynimde bu insanı, bu bir insanı sımsıkı tutmak için hiçbir şey bilmeyişimi...