' Ben hasta bir adamım.. Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben. '
cümleleriyle bilinçaltının derin dehlizlerinde yer yer insan olmaktan nefret ettirecek, kendini kendine karşı düşman yapacak , iç savaş çıkartıp kazananı olmayacak, kendini aşağılık hissederken üstünlüklerini farkettirecek ,mantığın en büyük mantıksızlığı olan derin bir yola sürüklüyor bu kitap. İlk kez 10. sınıfta tanıştım kafamın içiyle yani kendi yeraltımla , vucümdumda ki mağarayla, korkak benliğimle evet korkak çünkü kitap bittikten sonra içimde engel olamadığım hayranlık duygusuyla beraber ' bu adam kendine bunu nasıl yapmış da yazmış, o yazmış ama sen okuyup bunu kendine yapma !dedim. Tabi ki öyle olmadı hayranlığım ,kendimi her kötü hissettiğimde bu kitaba atmama neden oldu yani bu benim yeraltından 5. kez çıkışım : ) Ama bu sefer daha sağlam çıktım daha çok anlamlandırdım daha çok düşünüp daha az düşündüm! , sorguladım,sorgulamayı bıraktım yani tam olarak Dostoyevskinin kitapta anlattığı gibi okudum ; tüm çelişkilerle. bu kitap herhangi bir kitap değil kafanızda oturtmak için , şekillendirmek için çokça çaba harcarsınız bu sizi daha büyük paradoksa sokar düşünüyorum acaba Dostoyevski bencilliğinden mi yazdı bu kitabı kendi iç savaşını çözümlendiremedi bizleri de o yüzden mi bu savaşa yöneltti yoksa birlikte bir düello mu yapalım istedi ya da tüm acı ,kötülük , karamsarlık gibi duygulara bağışıklık kazandırmak mı istedi ?? evet düşünüyorum düşünüyorum anlamak için biraz da direniyorum biraz daha ve biraz daha... ve sonra geri adım atıyorum aklım da direniyor yazılanları "anlamamak" için, yeraltına inmemek bilincimi keşfetmemek için. Ama sonunda kaybettim pes ettim ve bu en anlamlı pes ediliş şekliydi .. Kitabın içine girebildim, yeraltına inebildim...
şimdi ben de bıraktığı etkiden
- Burnun yanı kaşınırsa, haber; kaşlar kaşınırsa, gözyaşı; alın kaşınırsa, birini göreceksiniz; sağ taraf kaşınırsa erkek, sol taraf kaşınırsa kadın; kulak kaşındı mı yağmur var; dudaklar, öpüşme; bıyık kaşınırsa hediye alacaksınız, dirsek kaşınırsa yer değiştireceksiniz; ayak altı kaşınırsa yolculuk...
İlya Ivanoviç:
- Yağ ucuzlayınca insanın ensesi kaşınır değil mi?
Lise başlarında okuduğum da hiçbir şey anlayamamıştım sıkıcı bir kitap diye betimlemiştim. Ama son günlerde kitaba dair alıntıları okudukça tekrar okumalıyım dedim kendime ve iyiki de okudum.
Kitapta sadakat ve fedakârlık daha çok ön planda. Necip Bey, Suat Hanım ve Süreyya Beyin aşkına ve birbirlerine bağlılıklarına imrenmektedir ve Suat Hanımın etrafındaki kadınlardan çok farklı olduğunu düşünmeye başlar. Gün geçtikçe Necip Bey, Suat Hanım ile tutku dolu anlar hayal etmeye başlar. Suat Hanım kaybolan eldivenin çiftini Necip Beyde görmesiyle olanları anlar ve Süreyya Beye acıdığından dolayı Necip Bey ile göz göze gelmekten bile korkar hale gelmiştir. Suat Hanımın böyle yapması ile Necip Bey ihanete uğratıldığını düşünür ve artık tüm kadınların aynı olduğunu söyler. Necip Bey günden güne erir ve Suat Hanım onu her böyle gördüğünde vicdan azabı çeker. Ardından köşkte bir yangın çıkar ve Suat Hanım orda alevlerin içindedir. Süreyya Bey kapının önünde çaresiz beklerken Necip Bey ateş topunun içine kendini atar ve başlamadan biter aşkları...
İnsan kendisine soruyor kendi mutluluğunu mu gözünün önüne almalı yoksa kendi zararına da olsa diğer insanların mutluluğuyla mutlu olmayı mı becermeli? Ama bu da bir yere kadar olmalı değil mi?