İnsan en çok, kendisine hiç verilmemiş ama en çok ihtiyaç duyduğu şeyin etrafında döner. Saplantı bir zayıflık değil; anlatılmamış bir hikâyedir.
Bu söz, insan psikolojisinin birkaç temel katmanına aynı anda dokunur. Farklı açılardan bakalım:
1. Psikodinamik açıdan
İnsan, alamadığı ya da elinden bilinçli/bilinçsiz biçimde alınmış olan şeye libidosunu bağlar. Sevgi, takdir, güven, özgürlük….. Hangisi eksik bırakıldıysa zihin oraya kilitlenir.
Saplantı aslında "tamamlanmamış bir ihtiyaç"tır.
2. Nörobilimsel açıdan
Beyin, ödül alamadığı uyaranı sürekli tarar. Dopamin sistemi “eksik olan"ı telafi etmeye çalışır. Bu yüzden yoksunluk, doyumdan daha güçlü bir zihinsel iz bırakır. Beyin için eksik olan, tehdit ya da hedef haline gelir.
3. Varoluşsal açıdan
Kişi, kendisinden esirgenen şeyle kimliğini kurar. Sevilmeyen biri "sevilme" üzerinden, değersiz hissettirilen biri "başarı" üzerinden var olmaya çalışır. Saplantı, bir anlam arayışıdır
4. İlişkisel açıdan
Çocuklukta görülmeyen, duyulmayan, korunmayan birey; yetişkinlikte hep aynı boşluğu dolduracak insanları, ilişkileri seçer. Saplantı nesnesi değişir ama tema değişmez.
5. Gölge yön açısından (Jungiyen bakış)
Esirgenen şey, bastırılan yönü büyütür. Kişi hem onu ister hem de ona öfkelidir. Bu yüzden saplantı çoğu zaman sevgiyle nefret arasında salınır.
6. Terapötik bir çerçeveyle
Saplantı "fazla istemek" değildir; zamanında yeterince alamamaktır. İyileşme, o eksiği dışarıdan zorla tamamlamaya çalışmakla değil, onun yasını tutabilmekle başlar.