Sema Okumuş

Sema Okumuş
@Semaokms
Psikolojik Danışman /
Kahramanmaraş
203 okur puanı
Aralık 2016 tarihinde katıldı
İnsan hangi devirde olursa olsun, sonlu ve sonsuzu birbirinden ayırt edemez. Cehalet bu ikisi arasındaki çizgiye gölge düşürür. İnsan başına bir şey geldiğinde sanki o olay hiç bitmeyecekmiş gibi hisseder. Bugün beklemediğiniz bir olayla karşılaştığınızda, sanki tüm yaşamınız o olaya bağlıymış gibi tepki verirsiniz. Oysa, çok uzak değil yarın bile bu olayı hatırlamayabilirsiniz...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Halbuki kimse seni ödüllendirmez de cezalandırmaz da. Hayatında ne yaşanıyorsa senin eylemlerinin sonucudur. Sen eylemlerde bulunursun ve bunların sonucunda hesap bakiyene puanlar eklenir. Sen “Bu benim yolum. Ne yaşanıyorsa, başıma ne geliyorsa eylemlerim sonucunda geliyor. Bakmam gereken tek şey kendimim, yapmam gereken de bu zihni kontrol etmek” deyip kendi sorumluluğunu alana kadar o yolda dönmeye devam edersin.
Bunu basit bir örnekle, “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” cümlesi ile açıklayabiliriz. Bu cümlede de, enerjini hangi nitelikteki objeye yönlendirirsen, o niteliği kendinde uyandırırsın denmektedir. İnsan kiminle yani hangi nitelikteki obje ile vakit geçiriyorsa, konuşması, davranışları ona benzer. Hoşgörülü insanlarla vakit geçirirsen senin için artık hoşgörülü olmak normal olandır. Çok kavgacı insanlarla vakit geçiriyorsan da örneğin hakkını aramanı gerektiren bir konu söz konusu olduğunda şiddet kullanmak sana normal gelebilir. Nelerle, kimlerle vakit geçiriyorsan enerjin onlara benzer, bu nedenle nasıl biri olmak istiyorsan ona göre tercihler yapıp, o nitelikteki objelerle bir arada olman önemlidir.
İnsan en çok, kendisine hiç verilmemiş ama en çok ihtiyaç duyduğu şeyin etrafında döner. Saplantı bir zayıflık değil; anlatılmamış bir hikâyedir. Bu söz, insan psikolojisinin birkaç temel katmanına aynı anda dokunur. Farklı açılardan bakalım: 1. Psikodinamik açıdan İnsan, alamadığı ya da elinden bilinçli/bilinçsiz biçimde alınmış olan şeye libidosunu bağlar. Sevgi, takdir, güven, özgürlük….. Hangisi eksik bırakıldıysa zihin oraya kilitlenir. Saplantı aslında "tamamlanmamış bir ihtiyaç"tır. 2. Nörobilimsel açıdan Beyin, ödül alamadığı uyaranı sürekli tarar. Dopamin sistemi “eksik olan"ı telafi etmeye çalışır. Bu yüzden yoksunluk, doyumdan daha güçlü bir zihinsel iz bırakır. Beyin için eksik olan, tehdit ya da hedef haline gelir. 3. Varoluşsal açıdan Kişi, kendisinden esirgenen şeyle kimliğini kurar. Sevilmeyen biri "sevilme" üzerinden, değersiz hissettirilen biri "başarı" üzerinden var olmaya çalışır. Saplantı, bir anlam arayışıdır 4. İlişkisel açıdan Çocuklukta görülmeyen, duyulmayan, korunmayan birey; yetişkinlikte hep aynı boşluğu dolduracak insanları, ilişkileri seçer. Saplantı nesnesi değişir ama tema değişmez. 5. Gölge yön açısından (Jungiyen bakış) Esirgenen şey, bastırılan yönü büyütür. Kişi hem onu ister hem de ona öfkelidir. Bu yüzden saplantı çoğu zaman sevgiyle nefret arasında salınır. 6. Terapötik bir çerçeveyle Saplantı "fazla istemek" değildir; zamanında yeterince alamamaktır. İyileşme, o eksiği dışarıdan zorla tamamlamaya çalışmakla değil, onun yasını tutabilmekle başlar.
"Ruhunu yoran o görünmez ipleri kesme vaktir gelmedi mi? Karşılığı olmayan her adım, seni kendinden uzaklaştırır. Psikoloji der ki: 'Kendini ihmal ederek başkasını mutlu edemezsin.' Maneviyat der ki: 'Kalbin sahibi sen değilsin, onu hüzne hapsetme! Bugün kendine bir iyilik yap ve sadece 'akışa' güven. Olanın hayrına, olmayanın hikmetine teslim ol. Sen yolunda yürü, bırak geride kalması gerekenler dökülsün." "Bırakmak; vazgeçmek ya da pes etmek değildir. Bırakmak, artık sana hizmet etmeyen, ruhunu yoran ve karşılığı olmayan her şeyi ait olduğu yere iade etmektir. Çoğu zaman 'daha çok çabalarsam olur' yanılgısına düşeriz. Oysa psikolojide 'duygusal yatırımın geri çekilmesi' bir savunma değil, bir iyileşme eylemidir. Karşılığı olmayan bir çaba, ruhun kendi kendine yaptığı bir haksızlıktır. Sınırlarını çizmek ve 'buraya kadar' demek, kendine duyduğun saygının en büyük ispatıdır. Peki sen Bırakabiliyor musun sana ait olmayanları ?