Milletlere en uygun toplum kurallarını bulmak için, insanlığın tüm tutkunlarını gören ama hiçbirini tercübe etmemiş üstün bir zekaya ihtiyaç vardır. Tabiatımızla hiçbir ilişkisi olmamalı ama onu baştan aşağı bilmeli. Mutluluğu bizden tamamen bağımsız olmalı ama yine de bizimki için uğraşmaya hazır olmalı.
Nihayetinde zaman, eserini tamamlar. Çevrede ortaya çıkan kimlik, ırkların devamlı birbiriyle karışması, ortak yaşamın getirdikleri yavaş yavaş tesir edecektir. Birbirine benzemeyen unsurlar kaynaşarak bir ırk oluşturmaya başlar. Diğer bir deyişle, nesilden nesile aktarılmak suretiyle daha da pekişecek bazı ortak hislere ve niteliklere sahip bir topluluk oluşturur. Böylelikle kitle, halka dönüşür ve halk da barbarlıktan çıkmayı başarır.
Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlike mi olmalı idi?
Biliyor musunuz, bir dakika, hatta 1 saniyede verilen veya verilmeyen bir karar, bir tereddüt anı, insanın hayatı üzerinde ne uçsuz bucaksız neticeler doğurabiliyor.