“Aşırı gelişmiş bir vicdan, istekleri yüzünden suçluluğa açık olma duygusu, temelde iyi olan bir insanı, kendi iyiliğinden ödün verecek dolambaçlı yollara itiyordu.. Sanırım felaketin kaynağı da buydu. Sachs, herkesin güçsüz yanını kabul ediyor , ama iş kendisine gelince en ufak şeylerde bile kusursuzluğu, neredeyse insanüstü bir gücü arıyordu. Sonuç düş kırıklığı oluyor, insancıl zaaflarının karşısında yenik düşüyor, bunun üzerine kendisini daha zora koşuyor ve bu kez de daha yıkıcı düş kırıklıklarına uğruyordu. Kendisini biraz daha sevebilmesini öğrenebilseydi, çevresinde o kadar çok mutsuzluk yaratmazdı.
“Belki de Ben’in yaşamı o gece ikiye bölündü, kazadan öncesi ve sonrası diye ayrıldı- bu durumda kazadan önceki her şey silinip atılabilir. Ancak, eğer bu gerçekse, insan davranışlarının hiçbir anlamı yok demektedir. Hiçbir konuda hiçbir şey anlaşılamaz demektir.”
“İşimle özdeşleşmiştim ve çalışmayı kendi koşulları içinde kabulleniyor, çalışma isteğinden beni caydıracak bir şey olmadığını kavrıyordum. Bu bir tür hidayete erme, kuşkunun giderek aydınlandığı bir aydınlanma idi. Özel yaşamın darmadağın bile olsa, yine de uğrunda yaşanacak bir şey vardı.”
“Bir kitabın nereden esinlendiğini kimse bilemez, hele yazarı hiç bilemez. Kitaplar, bilinmeyen şeylerden doğar ve yazıldıktan sonra uzun ömürlü olmaları, anlaşılamamalarıyla doğru orantılıdır.”