Semeyna

Semeyna
“You are on earth and there is no cure for that.” “Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda”
İçimizdeki Minotor
Puan vermedi·272 syf.··
Beğendi
·
2021 31. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2021 22:07
Bir romandan çok, yazar bir konu üzerinde düşünebilmek için romanın imkânlarından yararlanmış gibi geldi bana bu kitapta. Fakat hüznün; terk edilme duygusu, empatiye (neredeyse hastalık derecesinde) yatkınlık, geçmişle meşguliyet ve belirsiz özlem duygusuyla bağlantı kurularak mercek altına alınmasının oldukça iyi yakalandığını düşünüyorum. Ve bunun kuantumla da zaman üzerinden işlenmesi de oldukça güzel olmuş. Ayrıca Minotor’la empati yapmak nefis bir fikir. Hatta beni en çok etkileyen bu oldu sanırım: bir mitolojik kahraman, tek kelime söyleme hakkı tanınmamış belli ki, onun cümlelerine dair bir fikir sahibi değiliz. Ve onu hep başkalarından dinlemişiz. Ve biz onu empatiyle konuşturmaya çalışıyoruz. Minotor’un seçilmesi de oldukça güzel. Hep suçlanan, ama neden suçlandığını bilmeyen, kelimesiz, suskun içimizdeki Minotor’a bir bakış belki bu kitap. Mitlerle düşünmek ve mitin gizli oyuklarında bir hikaye kurarak tekrar düşünmek. İnsan olmak belki de böylesi bir şey diye düşündürdü bana..
Edebiyat
Hüznün FiziğiGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 20171,482 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
‘Bir ömrün hikayesi sığar mı bilmem satırlara’
Puan vermedi·280 syf.··
Beğendi
·
2021 17. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2021 16:05
Kurmaca ile gerçek arasındaki fark asılsız, diyordu Nihan Kaya. Her öyküde kendi öykümüzü okuruz zira..Zaten sanırım başka bir seçeceğimiz de yok. Tam olarak birini anlayabileceğimize inanmasam da anlamaya yaklaşmamız kendi öykümüzden çıkarak başkasının öyküsüne yol almakla. Niçin böyle başladım? Çünkü, Çocukluğum’du kitabın adı ve ben başkasının hikayesinden kendi hikayeme yol alabilir miyim merak etmiştim.Henüz ‘yaşlı’ denilen bir değilim, fakat ‘çocuk’ denildiğim dönem geride kaldı. Küçük Semeyna yoktu. Öyle miydi? Tam olarak değil sanırım. Çünkü, yoksa niçin o zamanın peşine düşülsün. Geçmiş nasıl bir geçmiş.. Hep garibime gitmiştir. “Çocukluğumda kendimi arıların balını bıraktığı gibi; sıradan, sade insanların her birinin ruhumu zenginleştiren bir şeylerini, yaşamla ilgili bilgilerini, düşüncelerini, deneyimlerini bıraktığı bir arı kovanı gibi düşünüyorum. Bu bal sık sık acı, kirli oluyordu, ama gene de her bilgi bir çeşit baldı.” diyordu yazar bir yerinde kitabın. Ben bu cümle etrafından okudum aslında kitabı. Farklı farklı karakterler. Ve bi çocuğa işlenişleri. Bu balların çoğu kirliydi gerçekten. Ama düpedüz sadece kirli olsalardı keşke. Oysa hep karışık geliyor hayatta önümüze. Birine kolaycacık kötü ya da iyi denemiyor bu yüzden. Ama şu var ki, sanırım zaten insanları iyi kötü diye ayırmak değil mesele. Mesele kötü durum ve davranışları fark edip, ona önlemini almak. Karakterlere gelirsek; büyükanneyle başlayayım.. Büyükanne, bütün basit görünürlüğü altında derin bulduğum biri. Zaten basit olan, asıl derin değil midir, bir su küresi gibi, sade ve derin.. Kalbinin merhameti, uzun uzun anlattığı masallar ve torunuyla birlikte gökyüzündeki yıldızları izlemesi. Aslında demek istediğim, o hayattaki bütünselliği bulmuş gibi geldi bana. Oysa kendi bile
Edebiyat
ÇocukluğumMaksim Gorki · Can Yayınları · 201319,6bin okunma
Beyaz geceler için
Puan vermedi·118 syf.··
Beğendi
·
2020 51. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2020 10:26
Beyaz geceler’i yıllar önce okumuştum aslında. O zamanki okumamdan buruk ve aydınlık bir his kalmıştı. O buruk ve aydınlık hissi hatırlıyor fakat geçen olayları, ayrıntılarını pek fazla hatırlamıyordum. Bu yüzden bir kere daha okudum. Hem bir bakıma bir kitabı yıllar sonra tekrar okumak, kendimizi de tekrar okumak olmalı.. Bu bir novella, ‘Bir hayalperestin Anıları’ olarak da ismi var, biliniyor. Bana en çok dokunduğu yer de burası sanırım. Hayalperestlik aslında o kadar güzel irdelenmiş ki kitapta.. Bir hayalperestin, hayalsiz insanların gerçekliğe sıkışıp kalmış halini küçümsediği, çünkü belki de onun zaten bütün yaşanabileceklerin ötesini tattığı ve bunun o yakıcı hissi, (nasıl gerçek olamaz?, dedirtişi) fakat öte yandan bir anda dağılıp gidişi, o muğlaklığı ve bütün odayı, şehri dolduran boşluğu sonra. Ve bence en önemli noktalardan biri, hayal dünyasının bir yaşantıdan kurulduğu ve eğer devamlı hayale kaçılırsa başka bir yaşantımız olmadığı için o hayallerin çürümeye başlayışı ve bizim yavaş yavaş ölüşümüzdü belki..Açıkçası bir hayalperestin çoğu insandan zeki olduğunu düşünüyorum. Fakat yeterli değil sanırım.. Bu öykü aslında pek çok kimsede saf bir sevgi olarak kalır. Sevilmekten bağımsız sevebilmek.. Ve o açık yüreklilikle konuşuş hali (bu hayatta çok az başa geliyor olmalı..). Yok da değildir bunlar öykümüzde. Fakat niçin bir hayalperest bir anlığına gerçeğe dokunmuş, sonra o ‘gerçek’ kendi yoluna giderken hayalperestimize ‘gerçeğin anıları’ kalmıştır? Ya da Dostoyevski’nin kalemi niçin bunları yazmıştır? Düşüneyim, düşünülsün eğer istenirse..
Edebiyat
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 2020102,4bin okunma
Yola, Yolun Neticesinden Daha Çok İnananlara
8/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2020 50. kitabı
·
61 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2020 00:15
Ve Ateş Bizi Tüketiyor.. Ve bitti, oysa sürecek ihtimal. Dar vakitlere sıkıştırılmış yahut dar vakitlerde kaçılmış bir kitap oldu benim için. Daha evvelce okuduğum bir yazar değildi, tavsiye üzerine de değildi. Bir keşif olduğu için o yönüyle de anlamlı.. Kitap bir rüya hissiyle.. Belki bu yüzden daima bir amaç güden bir okuyucu için okuması zor olacaktır. Daha çok aklındakiyle değil de, karşısına çıkanlarla meşgul bir zihin için belki de daha elverişli. Diğer okuyucular için bakış açısı kazandırabilir. Bazen amaçlarımız körleştire de bilir bizi zannediyorum. Sayısız insan hikayesi var, sanırım en güzel yanlarından bir buydu.. Kimsenin ismi yok fakat bir özelliği var, Kokinalı kadın, Paslı bisiklet üstünde gelen bin yaşında adam gibi..Onlarla karşılaşmak başka başka düşünüşler bulmak.. Ve aynı zamanda insanın kendine yabancılaşmasının da güzel bir romanı olmuş diyebiliriz. Edebi zevk açısından çok beğendim. Bölüm başlıkları bir şiirde geçebilecek cinsten: mabet ağacı, gecenin insanları, lacivert gök kubbeden yağan yıldızlar, vb...Kelimenin gücünü yeniden hissettiğim bir kitap oldu.. `Alevin kalbine bakmak’ örneğin.. Bitti ve ben şimdilik şunları soruyorum kendime: “Bir arayış yolculuğu bazen bir kaçış yolculuğu da olabilir mi?”, ” İnsan ne aramayı ne de kaçmayı beceremezken bu ikisi arasında sayısız şey öğrenebilir mi?” “Nedir insanı böyle kendine yabancılaştıran?” Sorularım azalmayacak muhtemelen, aksine artacak; çünkü hiç azaldığı olmadı.. O halde ben alevin kalbine bakayım..
Edebiyat
Ve Ateş Bizi TüketiyorMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2019547 okunma