Kurmaca ile gerçek arasındaki fark asılsız, diyordu Nihan Kaya. Her öyküde kendi öykümüzü okuruz zira..Zaten sanırım başka bir seçeceğimiz de yok. Tam olarak birini anlayabileceğimize inanmasam da anlamaya yaklaşmamız kendi öykümüzden çıkarak başkasının öyküsüne yol almakla.
Niçin böyle başladım? Çünkü, Çocukluğum’du kitabın adı ve ben başkasının hikayesinden kendi hikayeme yol alabilir miyim merak etmiştim.Henüz ‘yaşlı’ denilen bir değilim, fakat ‘çocuk’ denildiğim dönem geride kaldı. Küçük Semeyna yoktu.
Öyle miydi? Tam olarak değil sanırım. Çünkü, yoksa niçin o zamanın peşine düşülsün. Geçmiş nasıl bir geçmiş.. Hep garibime gitmiştir.
“Çocukluğumda kendimi arıların balını bıraktığı gibi; sıradan, sade insanların her birinin ruhumu zenginleştiren bir şeylerini, yaşamla ilgili bilgilerini, düşüncelerini, deneyimlerini bıraktığı bir arı kovanı gibi düşünüyorum. Bu bal sık sık acı, kirli oluyordu, ama gene de her bilgi bir çeşit baldı.” diyordu yazar bir yerinde kitabın. Ben bu cümle etrafından okudum aslında kitabı. Farklı farklı karakterler. Ve bi çocuğa işlenişleri. Bu balların çoğu kirliydi gerçekten. Ama düpedüz sadece kirli olsalardı keşke. Oysa hep karışık geliyor hayatta önümüze. Birine kolaycacık kötü ya da iyi denemiyor bu yüzden. Ama şu var ki, sanırım zaten insanları iyi kötü diye ayırmak değil mesele. Mesele kötü durum ve davranışları fark edip, ona önlemini almak.
Karakterlere gelirsek; büyükanneyle başlayayım.. Büyükanne, bütün basit görünürlüğü altında derin bulduğum biri. Zaten basit olan, asıl derin değil midir, bir su küresi gibi, sade ve derin.. Kalbinin merhameti, uzun uzun anlattığı masallar ve torunuyla birlikte gökyüzündeki yıldızları izlemesi. Aslında demek istediğim, o hayattaki bütünselliği bulmuş gibi geldi bana. Oysa kendi bile