Schopenhauer'a göre "Eğer evrenin iç özünü bir irade olarak kabul edersek, bu iradenin doğanın karanlık gücündeki bilinçsiz dalgalanmalardan insanların tamamen bilinçli
yaptıkları eylemlerine kadar tüm fenomenlerdeki tarafsızlığıni kabul ettiğimizde, bütün bu fenomenlerin iradenin serbestçe inkârı, kendini imhası sonunda ortadan kaybolacağı sonucundan kaçamayız. Hedefsiz, dinamik doğasıyla tarafsızlığın
oluşturduğu evreni ve peşinden oluşacak çeşitli benzer yapıları yok edecektir, yapı yok olduğunda, uzay ve zaman dâhil, yapısı olan her şey de yok olacaktır, ta ki yapının esas temeli olan süje ve objeler tamamen yok oluncaya kadar. İradenin olmadığı yerde fenomen de yoktur, evren de. Önümüzde kalan tek şey hiçliktir. Doğamızdaki hiçliğin karşısında duran sey, evreni olduğunu gibi bizi de yöneten, içimizdeki yaşama iradesidir (Wille zum Leben). Hiçlikten bu denli korkmamızın, yaşamayı bu kadar çok istememizin sebebi, sadece bu yaşama isteğinden ibaret olduğumuzu, bu istek haricinde hiçbir şey bilmediğimizi gösterir. Bu nedenle, iradenin imhasının ardından, bu irade sayesinde var olan bizden geriye kalan
hiçlik olacaktır. Diğer yandan, bu iradenin değiştirdiği kişiler için güneşleri ve galaksileriyle çok gerçek olan bu evren, asInda zaten bir hiçliktir."
“Gerçeğe sadece hayattan uzaklaşabildiğimiz ölçüde yaklaşabiliriz.” der Sokrates, kendini ölüme hazırlarken. bizim gibi gerçeği bulmak için çabalayanlar hayattan ne ister? bedenden ve bedenle gelen hayatın tüm kötülüklerden kurtulmak. eğer durum buysa, neden ölümün gelişini neşeyle karşılamakta zorlanırız