Bu kitabı bundan 7-8 yıl önce bir arkadaşım bana hediye almıştı fakat okumak şimdiye nasip oldu. Kitabı 7-8 yıl önce okusaydım o zamanların getirdiği duygu durumundan kaynaklı olarak daha çok beğenebilirdim. Yine de insan gerçekten bazen onu yormayan ve sade bir dille akıp giden bir ara kitaba ihtiyaç duyuyor.
Oldukça basit bir dille yazılmış ve zamanında best seller olmuş bir kitaba göre konunun gayet iyi işlenmiş. Ayrıca bana basit bir genç kız romanı değil de bir polisiye romanı okuyormuş hissiyatını da verdiği için de kitabın bu tür kitaplara karşı olan ön yargımı hafiflettiğini söyleyebilirim.
Goriot Baba, yıllar önce sosyoloji amfisine ilk adım attığım gün çok değerli bir hocamın ısrarlı tavsiyesiyle aldığım bir kitaptı. Hocamız bize "okuyun, okuyun, okuyun" demiş ve ardından bu kitabın adını zikretmişti. Bunca yıl bu kitabı neden bu kadar ısrarla tavsiye ettiğini anlayamamıştım, taa ki kitabın sayfalarını aralayana kadar...
Kitapta annelerinin ölümünden sonra kızlarına hastalık derecesinde bağlanan Goriot Baba'nın kızlarına olan derin sevgisi, Goriot ile aynı pansiyonda yaşayan yoksul Rastignac'ın zengin olma hırsı uğruna yaptıkları ve bu amansız sevgi-hırs ikilisinin yol açtıkları olaylar dönemin Paris'i üzerinden işleniyor. Kısacası kitabı okurken hem olayın akışına kendinizi kaptırıyor hem de dönemin Fransa'sını gözlemliyorsunuz. Şehrin toplumsal yapısı, hiyerarşisi, kültürü, insanları ve geri kalan her şeyiyle adeta bir sosyoloji kitabı okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Ayrıca Goriot Baba'nın kızlarını yetiştirme tarzını ve hazin sonunu da okuyarak nasıl iyi ebeveyn olunması gerektiğiyle ilgili ders de alıyorsunuz.
Hocam bu kitabı iyi ki tavsiye etmiş. Balzac, sen ne büyük adamsın!