"Deliliğe benzemeyen bir çeşit deliliğe müptela oldum! Hayallerin arkasına gizlenmiş olanı arıyorum! Nasıl anlatayım... Bazı vicdanlar var ki başlangıç ile sonuç arasında bir sınır, bir ayırıcı sınır vazifesi görmek isteyen hakikatlerin önünde duramıyor. Nihai hakikatleri inkâr etmek için, insanın hayvani bir zekâya, hissiz bir kalbe sahip olması veyahut bilimin keşiflerine cahil bulunması gerekir. Ben öyle bir ruh oldum ki benim için uzak yakın, kesif latif kalmadı. Madde ile ilgili şeyler emrimin mahkûmu, maneviyat ile ilgili şeyler irademin esiridir. Arıyorum, arıyorum..."
İnsanlar, cahillik ve hayvanlık devirlerinde icat ettikleri kelimelere ruh vere vere, bunları hayal renkleri ile süsleye süsleye, bir duygular silsilesi meydana getirmişler ki bunlar, binlerce asırdır gelişe gelişe, nesilden nesile geçerek bize kadar gelmiştir. Biz de "vücut olarak hiç", "bilgi olarak hayal"den ibaret olan bu silsile ile hiçbir meziyeti, hiçbir gerçekliği olmayan şeylerin toplamına bin türlü aldatıcı renk veriyor ve kendimizi tatlı tatlı aldatarak hayatta bir mana görüyoruz. İşte bütün iğrençliği ile hayatın hakikati.
"Ruhu hâlâ anlamadın mı?"
"Hayır, eğer lütfedip anlatırsanız…"
"Anlatmak… Anlatmak mı? Görmedin mi?"
"Evet, lakin bir şey anlamadım…"
"Bir şey anlamak için görmek kafi değil."
"Ya?"
"Olmak lazım! ah! ah… Olmak, olmak… İşte bu mümkün değil."
"Niçin?"
"Çünkü olmak için evvela olmamak icap eder…"