Müslüman insanlara sırf dinlerinden, inançlarından ve kültürlerinden dolayı nefret duyulması, bu insanların aşağılanması, ayrımcılığa tabi tutulması, sözlü ve fiili şiddete maruz bırakılması düpedüz ırkçılık ve ayrımcılıktır. Bu çerçevede yapılan her eylem bir nefret suçudur ve insan hakkı ihlalidir. Fakat nedense ırk, renk ve kültür ırkçılığı ve anti-semitizm konusunda gösterilen hassasiyet, iş İslam’a ve Müslümanlara ve onların kutsal değerlerine saldırmaya geldiğinde değişiyor. Modernitenin ve çağdaş medeniyetin alametifarikası kabul edilen çoğulculuk, İslam söz konusu olduğunda bir anda sınırlarına ulaşıyor. Her şeye ve herkese müsamaha eden ileri sanayi toplumları, Müslüman topluluklar, İslami rükünler, dinî âdetler, başörtüsü, namaz, cami, sünnet, vb. söz konusu olduğunda çoğulculuğu, entegrasyonu, uyum yasalarını tartışmaya başlıyor. Yaşadıkları toplumlara vatandaş olarak katkı sunan, vergi ödeyen, aile kuran, istihdam yaratan, ticaret yapan, sanatsal ürün veren insanların temel hak ve özgürlükleri hak edip etmediği konuşuluyor.