Sena Sözer

Sena Sözer
@Senaszer
"Okumak, düşünmek, denizin sesini dinlemek, ormanda yürümek, yalnız kalmak ve yazmak için bir yaşam düşlüyorum..."
Ontolojik anlamda kötülük bir zorunluluktur, çünkü dünya tanım gereği kusurludur, zira nihai kemâl ancak Allah'a mahsustur ve dünya Allah değildir. İşte bu nedenle Allah "bütün varlıkları saf iyilik olarak" yaratmamıştır. Sınırlılık ve kusur anlamında kötülük, ilahi olanla ilahi olmayan veya Müslüman kelamcıların tabiriyle ma siva' Allah ("Allah'tan başka her şey") ile Tanrı arasındaki ilk ayırma fiilinin sonucudur. Ne var ki nihayetinde "Her şey Allah'tandır." Kötülüğün geçici fakat zorunlu bir fenomen olarak görülmesi bizi, hatalı, haince, kusurlu ve lekeli olan onca şey karşısında aşağılanmış ve ızdırap dolu olmaktan korur. İyiliğin nihayetinde üstün olduğuna kesinlikle inanarak kendisiyle savaşbileceğimiz ve savaşmamız gereken kötülüğe karşı bize ahlaki bir güvenlik hissi verir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
En sevdiğim kaçış noktası: Güneş, içimde kalan kışı usulca eritiyor bir de çay kokusu gelsin uzaktan. 🌞
Weiming'e göre Çinli bilgeler, insanları ve kozmosu organik bir bütün olarak değerlendirmişler ve yeryüzündeki hayat ile aşkın bir atıf çerçevesi arasında denge kurmuşlardır. İnsanın yeryüzündeki amacı, aşkın bir niteliğe sahip olan "gerçek insan tabiatını" gerçekleştirmektir. İnsan merkezli (anthropocentric) varlık tasavvurunun tersine antropokozmik bakış açısı, insanın ontolojik üstünlüğüne değil, onun varlıkla olan bütünleyicilik ilişkisine vurgu yapar. Bilim ve teknolojide büyük mesafeler almasına rağmen Çin medeniyetinde araçsal akılcılığın gelişmemesi ve insan-tabiat dengesinin muhafaza edilmesi, bu bakış açısının bir sonucu olarak görülebilir. Bu, giderek anlamdan yoksun hâle getirilmiş bir evrende yaşayan modern insanın varlığın anlamını yeniden keşfetmeye başlaması açısından önemli bir adım sayılabilir. Yer ile göğü, insan ile tabiatı barışık hâle getiren antropokozmik bakış açısı, daha insancıl bir medeniyet anlayışının dolmasına önemli katkılar sunabilir. 
Aydınlanmanın rasyonalist filozoflarının zannettiğinin aksine insan sadece hesapçı bir akıl, narsistik bir ben-algısı, çıkarcılık ve ayakta kalma güdüsüyle hareket eden bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda hisseden, merhamet eden, başkaları için kaygı duyan, özveride bulunan, fedakârlık yapabilen, paylaşan, sosyal dayanışmaya ve etkileşime açık bir varlıktır. Günümüzün mekanistik-bireyci hayat anlayışı ve toplum düzeni, insanların birbirleriyle empati kurmasını sağlayacak bir iklim sunmamakta, tersine insandaki bencil ve tahripkâr özellikleri tahrik etmekte ve onları âdeta bir yaşam şartı hâline getirmektedir. Oysa insanın empati kurabilmesi, ötekine açılabilmesi insan oluşunun temel özelliklerinden biridir. Sonuç olarak "empati kurmak medeni olmaktır".
Aristo'ya göre birinci tür "hayat", insanların yeme, içme, üreme ve üretme gibi temel beşerî ihtiyaçlarına atıfta bulunur bunlar insanın "iyi hayat"a ulaşmak için kullandığı araçlardır. İnsanın şehir hayatındaki asıl hedefi "iyi hayat"a ulaşmaktır. İyi hayat ise insanın ahlaklı bir yaşam için kendini olgunlaştırması, varlığa tefekkür etmesi ve ortak iyi yahut toplumsal maslahat için aklını ve vicdanını kullanmasıdır.