Sena Sözer ☾⋆

Sena Sözer ☾⋆
@Senaszer
𐙚⟡𓇼𓆉⋆°。𓏲ִ𓇼ᥫ᭡ Okumak, düşünmek, denizin sesini dinlemek, ormanda yürümek, yalnız kalmak ve yazmak için bir yaşam düşlüyorum...
Var olma mücadelesinin en şiddetli şekilde yaşandığı alan, kendini yeni dünya düzeni ve tarihin seyri içinde anlamlı bir yere koymaya çalışan Anadolu insanıdır. Fikriyatı, siyasi kurumları, bilimi, ahlakı ve sosyal normlarıyla batı bu süreçte bir geri plan, bir tür arka fondur. Batı, kendimizle giriştiğimiz mücadelede bir aynadır. O aynada gördüğümüz kendi suretimizdir ama başkasının aynasında kendine bakan bir milletin ne kendine ne de başkalarına karşı sağlıklı bir tasavvura sahip olması mümkün değildir. Türk modernleşmesinin siyasi ve kültürel formları belirleyen radikal Batıcılık, "kültürel bakımdan kendinden vazgeçme ve kendini inkar etme durumunun ortaya çıkmasıdır." Medeniyeti değiştirmek, bilim-teknoloji transferi, kültürel asimilasyon yahut siyasi ittifak ile ulaşılabilecek bir hedef değildir. Bunların arkasında yatan varlık tasavvurunu, dünya görüşü, medeniyet algısını ve ben idrakını bir bütün olarak değiştirmek gerekir. Kendisi olmaktan vazgeçen ama bir türlü başkası da olamayan bir milletin modernleşme çabası, modernliği ve çağdaşlığı şekle indirgemiş, bu da şekilciliği Türk modernleşmesinin asli unsurlarından biri haline getirmiştir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Cumhuriyetin kuruluşu, sıradan bir devlet inşası sürecinden çok daha fazlasını ifade eder; bu süreç, büyük tarihsel kırılmaların ve derin toplumsal sarsıntıların içinden doğmuştur. Osmanlı’nın çözülmesiyle birlikte ortaya çıkan kimlik boşluğu, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda zihinsel ve kültürel bir dönüşümü de zorunlu kılmıştır. Yeni kurulan yapı, imparatorluktan ulus devlete geçişin getirdiği sancıları bünyesinde taşırken, geçmişle bağ kurma ve geleceği inşa etme arasında hassas bir denge kurmaya çalışmıştır. Bu dönemde benimsenen yaklaşım, bir yönüyle krizlere karşı hızlı ve merkezi çözümler üretmeye dayanırken, diğer yönüyle toplumu köklü bir değişime hazırlamayı hedeflemiştir. Cumhuriyet kadroları, yalnızca yeni bir yönetim sistemi kurmakla kalmamış, aynı zamanda toplumun düşünme biçimini, değerlerini ve kurumlarını yeniden şekillendirmeye yönelmiştir. Bu süreçte modernleşme, çoğu zaman yukarıdan aşağıya doğru ilerleyen bir proje olarak uygulanmış; din, gelenek ve toplumsal yapı yeniden tanımlanmıştır. Eğitimden hukuka, kültürden gündelik yaşama kadar geniş bir alanda yapılan düzenlemeler, toplumun yeni bir kimlik kazanmasını amaçlamıştır. Ancak bu hızlı dönüşüm, beraberinde çeşitli gerilimleri ve uyum sorunlarını da getirmiştir. Özellikle modernleşmenin merkezî ve tek tipçi bir anlayışla yürütülmesi, farklı toplumsal kesimlerin kendilerini ifade etme biçimlerini sınırlayabilmiştir. Buna rağmen, bu dönemin temel motivasyonu, dağılma tehlikesi yaşamış bir toplumun yeniden toparlanması ve güçlü bir gelecek kurma isteğidir. Bağımsızlık fikri ile milletin geleceği arasındaki bağ, bu sürecin en belirleyici unsurlarından biri olmuştur. Sonuç olarak, Cumhuriyetin ilk yılları hem büyük bir yeniden inşa çabası hem de derin izler bırakan bir dönüşüm dönemi olarak
Mekan ile zamanı aşacak insan. Bu kanatlanış, birleşmenin, birlikte düşünmenin eseri olacak. Birlikte düşünmek, kişiliği ortadan kaldırmaz, geliştirir. Ama düşüncelerini başkalarınınkilerle birleştirmek için, onları sevmek, onlarla kaynaşmak gerek. Kurtuluş bu şuurlanışta. Düşünen insanlığı hayata bağlayacak olan maddî bir rahat değil, kendi kendini aşma, bütünleşmektir. Cemil Meriç
Gelenek (gelen-e-ek), geçmişin tekrar edilmesi değil, derin köklere sahip yaşayan bir organizmanın yeni ufuklara doğru yükselmesi ve hayatiyetini devam ettirmesidir.
"Bir suret, zamanın akışı içinde (zihnimizde) muhafaza edilmese, onun daha önce gördüğümüz suret olduğuna hükmetmemiz mümkün olmaz." Tehanevî