Sena Sözer ☾⋆

Sena Sözer ☾⋆
@Senaszer
𐙚⟡𓇼𓆉⋆°。𓏲ִ𓇼ᥫ᭡ Okumak, düşünmek, denizin sesini dinlemek, ormanda yürümek, yalnız kalmak ve yazmak için bir yaşam düşlüyorum...
Çok fazla şey gören kişi, hiçbir yere ait olamaz. Bir kez yüzeyin altındakileri görmeye başladığında, dünya artık o kadar basit görünmez. Her şeyi görürsün ve sadece bunun bir parçası olamazsın. Farkındalık seni izole eder ama berraklığın bedeli budur. Kalabalığı kaybedebilirsin ama kendini bulursun.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türkiye'nin siyasi ve kültürel hayatına damgasını vuran dört büyük fikri-siyasi akım yani Kemalist modernleşmecilik, sağ muhafazakârlık-milliyetçilik, Jakoben solculuk ve Batıcı liberallik, çarpık Türk modernleşmesinin algı hatalarından, korkularından ve travmalarından nasibini almış ve her biri kendi dünyasında kendisi için bir küçük Türkiye yaratmaya çalışmıştır. Kemalist modernleşmecilik, medeniyetçi Türkçülüğü seküler bir din olarak vaz ederek bir millet yaratmaya çalışmış ama bunda başarılı olamamıştır. Geniş manasıyla Türk sağı, Aydınlanma ve modernleşmeye köklü eleştiriler getirmemiş; "komünizm tehlikesi" gerekçesiyle kapitalist dünya düzeyine uyum içinde olmayı tercih etmiş ve kapsamlı bir siyasi-fikrî program geliştirmek yerine kültür muhafazakârlığı yapmakla yetinmiştir. Jakoben solculuk, Türkiye'de genellikle darbeci, askerî ve tepeden inmeci devlet yapılarının yanında olmuş ve demokratik bir kültür geliştirememiştir. Sol enternasyolizm, Türk solunun Türkiye'nin tarihine, dinine ve kültürüne yabancılaşması neticesinde doğurmuştur. Son olarak Batıcı liberalizm evrensellik ve demokrasi adına, tarih, kültür, medeniyet, insan ve mekân kavramlarını parantez içine almış ve Türkiye'nin bu alanlardaki birikimine ve milli referanslarına mesafeli durmuştur. 1980'lere kadar muhafazakâr sağın parelelinde ve yer yer gölgesinde hareket eden İslamcılık da Türk modernleşmesine yönelik kapsamlı eleştirel getirmek yerine kendisine sınırlı ama müstakil bir hayat alanı açılması için mücadele etmiştir. Sağ, sol ve liberal siyasi geleneklerin ürettiği parçalı ve eksik Türkiye tasavvurlarının ülkenin temel sorunlarının çözülmesinde yetersiz kaldığı ortadadır.
Siyasi sistem ve hukuk düzeni tartışmalarında ihmal edilen tarih, kültür, millet, gelenek, hafıza ve ortak tasavvur unsurları sistemin soyut kurallarından daha önemlidir. Sistemin dayandığı ilke ve kuralların insanların maşerî vicdanında, hafızasında, irfanında, tasavvurunda, muhayyilesinde neye tekabül ettiğini dikkate almak zorundayız. Türkiyenin Toplumsal Muhayyilesi, Ahlak ile hukuku, tarih ile sistemi, demokratik hak ve özgürlüklerle kültür ve medeniyet tasavvurunu mezcetmemize imkan vermektedir. 
Çarpık modernleşme tarihimizin sırtımıza bindirdiği yüklerden kurtulmanın yolu, temel hak ve hürriyetleri esas alan, hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkelerine dayalı bir siyasi hukuki düzenin inşa edilmesinden geçmektedir. Suistimale açık, baskıcı ve totaliter bir sistem, insanın en temel hakkı olan hayatının, aklının, hürriyetinin, Nesebinin ve izzetinin korunmasını garanti altına alamaz. Fakat ne kadar mükemmel tanımlanırsa tanımlasın hiçbir sistem bir dizi soyut kuraldan ibaret değildir. Trafik kurallarına uymak için dahi belli bir toplumsal olgunluğa, sorumluluk bilincine, sahiplenme duygusuna, mekan algısına ihtiyaç vardır.
Molla Sadra'nın felsefî bir dille ifade ettiği gibi varlıklar, değişim ilkesini kendi özlerinde bulundururlar. Sadra'nın tabiriyle "cevherî hareket", nesnelerin özünde meydana gelen değişim, onların nihai gayesi olan kemal hâline kadar devam eder. Şartlar müsait hâle geldiğinde her varlık, arzuladığı ve özünde bulunan o nihai gayeye ulaşır.