Avrupa Aydınlanması'nın, Orta Çağ'ın sözde irrasyonalitesine karşı aklı "vaftiz" edişinden bu yana akıl, bağımsızlığını ilan etmiş ve kendisini gerçekliğin nihai arke'si ve ens realissimum'u (en gerçek varlık) olarak görür olmuştur. Rasyonelliğin nicel olarak ölçülebilir özellikler ve rakamlara dayalı işlemsel tercihler olarak tanımladığı bu çağda, aklın ontolojik temelleri radikal bir biçimde değiştirildi ve idealize edildi. Sonuçta insanî olmayan rasyonellik biçimleri insan aklının temeli olarak tanımlandı. Hâlbuki, bizi diğer mahlukattan ayıran ve açıkca onlardan üsttün kılan (İsrâ, 17:70) akıl dediğimiz eşsiz beşerî nitelik, rakamlara dayalı işlemsel rasyonellik kavramının aksine, esasen ve öncelikli olarak niteliksel (keyfiyete dayalı) ve aksiyolojik (değer temelli) bir zeminde faaliyet gösterir.