Sena ☾⋆

Sena ☾⋆
@Senaszer
𐙚⟡𓇼𓆉⋆°。𓏲ִ𓇼ᥫ᭡ Okumak, düşünmek, denizin sesini dinlemek, ormanda yürümek, yalnız kalmak ve yazmak için bir yaşam düşlüyorum...
Ne kalpten mahrum bir akıl ne de akıldan yoksun bir kalp bizi sahih bir varlık tasavvuruna ve ben-idrakine götürebilir. Aklı olgulara, kalbi duygulara indirgemek, insanın varoluşsal ve bilişsel bütünlüğünü parçalamaktır. İnsan hissederken, düşünürken, hüküm ve karar verirken tek bir varlık olarak hareket eder. Hayatla ilişkimiz sadece hislerimiz, aklımız, kalbimiz, sezgilerimiz, arzularımız yahut korkularımız üzerinden olmaz. Kalbin tefekkür eden yönü, bu bütünlüğün bir parçasıdır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Akıl kendine nasıl sınır çizebilir? Bunu ister mi? Akıl kendi sınırlarını rasyonel bir şekilde ortaya koyacaksa, bunu ancak her şeyi kuşatan varlığın bir parçası olduğunu idrak ederek yapabilir. Aklın sınırlarını bilmek, aklı âciz kılmaz; tersine işlevini daha doğru bir şekilde yerine getirmesi için ona istikamet kazandırır. Varlığın hâllerini ve evrendeki yerimizi kavrama çabası olarak tefekkür, aklın yanı sıra hislerin, muhayyilenin, sezginin ve kalbin devreye girmesiyle mümkün ve anlamlı hâle gelir. Bir şeyin derinliğine inmek, mânâsına nüfuz etmek ve onun var olma hâlini idrak etmek, sadece akılsal çıkarımla yapılabilecek bir eylem değildir. Çiçeğe baktığımda onu gözlerimle görebilir ve kokusunu içime çekerim. Fakat çiçek algım, bunlardan ibaret değildir. Çiçeğin mânâsı, fizikî özelliklerin ötesine geçer. Çiçeği sandalyeden ayıran ve ona varlık dünyamda farklı bir yer veren, çiçeğin suretinin ve şeklinin ötesindeki mânâsıdır. Burada akıl, tahayyül, sezgi ve kalp hep birlikte devreye girerek çiçeğin anlam yüklü bir özne olarak kendini takdim etmesine imkân sağlar. Çiçeğin kendini anlamlı bir varlık olarak sunmasıyla idrak melekelerimiz arasında "buluşma" (visal) gerçekleşir. Bu buluşma olduğunda tahkikî bilgiye ulaşırız.
Varlıkların amacı (Aristo'nun ifadesiyle telosu), tabiatlarında mündemiç olan düzen ve ahenge ulaşmaktı. Bu düzenin kaynağı, ne varlıkların kendisi ne de insan aklıydı. İkisi de aşan bir başka gerçeklik, varlık düzenine anlam vermekteydi.
İnsan güç sahibi olmak ister ama bunun hayrına olup olmadığını bilemez. Tarlayı eker ama semeresini alıp alamayacağından emin olamaz. Kendini büyük bir ev yaptırır ama bu evde huzur içinde oturup oturamayacağını garanti edemez. Siyasete girer ama bunun kendisi için en doğru yol olup olmadığını bilemez. Güzel bir kadınla evlenir ama bunun ona mutluluk getirip getirmeyeceğini bilemez. Sokrates'e göre bu konularda sadece aklına güvenen hüsrandadır: "bir kişi bu meseleleri sadece insanın zihniyle kavranbileceğini ve hiçbirinin aklımızın ötesinde olmadığını düşünürse, o kişi akıl dışı (irrasyonel) bir kişidir."
Husserl, "bilincin ontolojisi"nin insanı, kendi ben-idrakinin dışında başkalarının varlığını da idrak etmeye mecbur kıldığını söyler. Husserl'e göre ben, "olgusal olarak (...) insanlar arası bir bağlamda ve insanlığın sunduğu açık bir ufkun içinde" bulunur. Varlık zeminine oturtulmuş bir bilinç ontolojisi, bu yüzden bizi epistemik sübjektivizme karşı korunaklı hâle getirir. "Kendini bilen, Rabbini bilir." Sözü insanı solipsizme ve sübjektivizme değil, varlık-idrakine ve Tanrı-bilincine ulaştırmayı hedefler.