Sena

“Şu dakika bile Leylâ karşısına çıkacak olsa mutlaka öldürürdüm!” Diyordu. Fakat içinde başka bir ses, başka bir Necdet’in sesi ona “Hayır! Ayaklarına düşersin!” cevabını veriyordu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Fırtına kendisiydi. Deniz kendisiydi, dalgalar kendisiydi. Sanki tabiatın bütün çoşkun unsurları hep onda toplanmış gibiydi.
Birbirine tamamıyla zıt ve ikisine de aynı zamanda hâkim bu iki ruh hali, genç adamı fırtınalı bir denizin dalgaları arasında bir tahta parçasına çevirmiştir.
Kaçan âşık bir tarafı tutuşup da telaşından koşmaya başlayan bir kazazedeyi hatırlatmaz mı? Bu kazazede koştukça daha ziyade tutuşur, tutuştukça daha ziyade koşar.
Bir insanın hususi hayatına dair başkalarına bu kadar tafsilat vermesini “shocking” buluyorum.