“Şu dakika bile Leylâ karşısına çıkacak olsa mutlaka öldürürdüm!” Diyordu. Fakat içinde başka bir ses, başka bir Necdet’in sesi ona “Hayır! Ayaklarına düşersin!” cevabını veriyordu.
Birbirine tamamıyla zıt ve ikisine de aynı zamanda hâkim bu iki ruh hali, genç adamı fırtınalı bir denizin dalgaları arasında bir tahta parçasına çevirmiştir.
Kaçan âşık bir tarafı tutuşup da telaşından koşmaya başlayan bir kazazedeyi hatırlatmaz mı? Bu kazazede koştukça daha ziyade tutuşur, tutuştukça daha ziyade koşar.