nasıl olduysa birden adımı unuttum
adını unuttuğum o sıcak şehirde
yıldız alacası yüzen bir zakkum
yanımda o hayal kız ikide birde
yolumu gözlerine bakıp bulduğum
sahi ben ne hırçın bir çocuktum
ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde
mısra mısra başımı belaya soktum
İzmir cezaevi dokuzyüz kırk bir'de
kaşla göz arası liseden kovuldum
inanmakta geç sevmekte çabuktum
bazen yaşadıklarım aklıma gelir de
kaç kere umutsuzluğun yolunu tuttum
istenmeyen adam hemen her devirde
hemen her devirde ateşten bir buluttum
binlerce umuttan belki bir umuttum
~Atilla İlhan
Hatırlıyorum, bir yaz gecesiydi, belki bir İstanbul içlenişi; dudaklarında ateşin ve şiirin sönmemiş direniş ezgisi.
Usulca eğilip öpmüştüm seni, uzak bir köye düşerken gölgemiz. Alıp yanına ölümü tek başına gitmek de böyle bir şey sevgili, anılar kalıyor geride; iki büklüm ve endişeli…
Uzun bir uykuya yatıyorsun, geniş omuzlarında dünya yükü. Elim elindeydi ve radyoda spiker beş satırla duyuruyor bir ölümü.
Birdenbire morarıyor Haziran, birdenbire karanfil göçü. Bir ipeğe dokunur gibi okşuyorum alnını, yüzünü; bir mum daha yakıyorum, bütün odalar yaz körü.
Dağların kalbine doğru yürümüştük bir akşamüstü, hatırlıyorum; umudu konuşuyorduk, büyük insanlığın düşünü.
Ne garip! Şimdi sessizliğin kapılarını açıyor rüzgâr, öteye beriye savrulmuş eşyalar zamanı ve bir aşk çoğaltıyor gökyüzünü. Eğilip gülümsüyorum sana, gözlerinde ötelerden kalma bir yurt hüznü…
Ah bu dağınık kâğıtlar arasındaki papatya sürüleri, içimizden ikimize. Gidip bir taşın gözyaşına yaslanıyorum, iki yalnızlık birden başlıyor, iki şehir göz göze.
Hatırlıyorum, kirpiklerimde mavi bir gar akşamı; ne diyorsan çarpıyor kalbime ve tenime. Şimdi sen burada öyle sessiz öyle şiirsiz bakıyorsun, koşup bir masala sığınıyorum, oradan ötekine.
Uzun bir söze yatıyorsun, saman sarısı bir bakışı içine çeke çeke…
Gençler, bu yazılarım elinize geçerse hatırlayın ki en iyi, en sağlam değişimler zorlamadan meydana gelen, ahlâkın temellerini sağlamlaştıran değişmelerdir.