Gülcee

Bir tabağı olan yemek yer, iki tabağı olan Nemrutlaşır. Bir saf gören minnetle bakar, iki saf gören kinlenir. Bir ağaç gören sevinir, iki ağaç görenin sırtındaki balta kımıldar. Bir güzel ile şifa bulan, iki güzel gördüğünde hastalanır. Bir tuğla bulunca evini sağlamlaştıran, iki tuğla bulduğunda yeni bir ev yapmaya koyulur. Bizi yoldan ayırır ikilik, üçlük, beşlik. Teklikle yola girer üçler, yediler, kırklar. Bir büyüktür, iki ufaktır, üç küçüktür, dört kısadır. Bir haktır, iki hakka gir-mektir, üç hakkından gelmektir, dört haksızlık etmektir. Bır haddir, iki haddi aşmak, üç haddi çiğnemek, dört haddinden fazladır. Bir dışında buraya kadar söylediklerimizin hepsi belki de yalandır. Bu yüzden her şeyi bilen anlatıcılar olarak toparlanırız, bir oluruz. Lakin yine de kendimizi Hüseyin'in hikẩyesine bir şeyler eklemeye çalışırken yakalar, dağılırız..
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şimdi ilim de başa bela; netsine galip geldiğini bilirsen mağlupsun, galip gelişine sevinirsen yine mağlupsun, mağ-Tubiyetin galibiyet olduğunu bilirsen yine mağlupsun, mağlubiyetinle galibi küçümsersen yine mağlupsun, mağlubiyetine hiddetlenirsen yine mağlupsun, mağlubiyetine galibiyet hazırlığı gözüyle bakarsan yine mağlupsun, Allah bana daha İyilerini verir diye emniyet hissedersen yine mağlupsun, bana da iyi bir şey gelmez dersen yine mağlupsun, daha evvelki geçmiş mağlupları gözden geçirir sevinirsen yine mağlup-sun, galipleri gözden düşürmeye kalkarsan yine mağlupsun, daha vakit var dersen mağlupsun, vakit tamam dersen mağ-lupsun, farkında olduğunu anlarsan mağlupsun, farkında değilmiş gibi yaparsan yine mağlupsun... Gider gider gider, her yol cehenneme gider. Her yol cehenneme gider. Cennetin yolu yoldan geçmiyor demek ki. Yola çıkıp da oraya varmak mümkün değil demek ki. Yoldaki her şey varamamak üzere, oyalamak, sanmak, kanmak üzere demek ki. Hayat bu seraba bakış demek ki. Belli ki bu işler yoldan olmayacak, o yol bu yol değil. Yol da yok. Yani düşündüğüm her şey salyangozu elimden kaydırıyor, onun merhametini benden uzaklaştırıyor. Halbuki ben ona anlık, bir şey düşünmeden tepki vermiştim. O da bunu biliyor ama benim daha sonraki , düşüncelerim salyangozumun ateşe serin tutacak kabuğunu çatlatıyor ve o ateşe beni yaklaştırıyor. Ne yapayım, söyleyin ne yapayım? Ey akılca benden önde gidenler, șu halde galibiyetin tek şartı, hiç ama hiçbir şeye göre hareket etmemek, hatta hareketin ne ve ne yone olduğunu dahi bilememek mi? Yani galip gelmek eğriyi aklından geçirmeden doğru; yü yapmak, ama bunu yaparken eğriye göz kırpmadan doğs ru içinde yol almak mı? Bu yarı şuur, yarı şuursuzluk, yarı ilham, yarı rast geliş, dünyanın yarısı ve ahretin yarısı insanin toplamı
. Başkaları bazı şeyleri anlamadi, sadece olan bir yönü ile onlara aşikär oldu diye kendimi alabildiğine kınayacak değilim. Tedbirsizliğime yanabilirim, bunu değerlendirişlerine yanabilirim ama bu olduğumu kabul etmem. Insan kendine çepçevre aşina iken yandan, bir anlık, bir zaman, bir ömür süresince bir kez bakanın gözüne, değerlendirişine kendini nasıl teslim edebilir ki? Benim. bundan evvel binlerce başka hallerim oldu, onları kim gördü? Gören neden bana saygılarını sunmadı, neden beni kutsamadı, ya da şimdi niye burada değil, neden beni kurtarmak için bir şey yapmıyor, o da kendi gördüklerinden, bildiklerinden bahsetmiyor, onun hiç mi tanıkları yok, bütün o görüntüler kayıp mı oldu, bütün o güzel yad edişler sonsuzluğun neresinde kayboldu, neden hep onlar kayboldu? Hayat anlık bir görüntünün aksülameli, insan da onun objesi değildir. Bütün görüntülerin, her şeyiyle bir araya gelmesini istiyorum. Her zaman her olanı, nedenleri ve aslıyla ve hakkıyla görmek istiyorum. Biliyorum ki bu bir ıstırap değil. Bu tartıyı kabulüm var. Ama elinde bir anın ağırlığı ile gezip beni bununla öbür kefeye yerleştirip "Bu kadarsın," diyecek olana acırım. Ahmağın, ölçüsüzün biridir o. Ama ne denilebilir ki dünya ve onun ölçüsü, adaleti de bu ellerdedir. Benim elim de bu sahte, bu hileli tartıyı az tutmadı; bir kefeye insanın vücudu ve her şeyinden ayrılmış, mesela sádece bir eli, öbür kefeye de türlü içsel vicdandan arınmış ağırlık çeken ama içi boş demirleri koyup tarttık ve her defasında çıkan sonuca aslında şöyle bir geri çekilince şaştık. Anın ve hareketin, duygunun ve kaybın ölçüsü hemen oracıkta bir pazaryerinde gibi tartılır ve bu utanç verici hal, biçimlendirme kâfi ve adalet diye görülürdü. Adaletin ölüsü ve ölçülecekken kaçıp bıraktığı kuyruğu ellerde bir terazi gibi tutulur

Gülcee

, bir kitabı okumaya başladı
Akilah Azra Kohen
8.6/10 · 19,3bin okunma

Gülcee

, bir kitabı okumaya başladı
Başar Başaran
6.8/10 · 39 okunma