Yeniliğe duyduğumuz açlık, onu zorunlu hale getirir. Bu yalnızca birkaç kişiye özgü bir şey değildir. Yenilik dürtüsü, bütün insanların beyninde yaşar; bu durumun bir sonucu olarak tekrarlayan şeylere açılan savaş da bir kuşağı diğerinden, bir on yılı diğerinden ayıran muazzam değişimlere güç veren etkendir. Yeniyi yaratma dürtüsü, biyolojimizin bir bileşenidir. Yüzlerce kültür, milyonlarca yeni öykü inşa etmişizdir. Kendimizi daha önce hiç varolmamış şeylerle kuşatmışızdır. Oysa domuzlar ve lamalar yapmaz bunu.
Dünyayı olduğu gibi değil, olmasını istediğimiz gibi hayal ederiz. Farkında bile olmadan, yaşamımızın büyük bir parçasını varsayımsal bir dünyada geçiririz.
Sonuçlarını görmek için teste tabi tutulmadığımızdan, aklımıza gelen her eylemin simülasyonlarını beynimizde yürütürüz. Kurguladığımız senaryolardan biri dışında hiçbiri, hatta belki biri bile gerçekleşmeyecektir ancak kendimizi seçeneklere hazırlayarak, geleceğe daha esnek tepkiler vermemiz mümkün olacaktır.