Onu sevmişler, gül gibi bakmışlar, üstüne titremişler, beni de sevdiler, ama şu papatya ne kadar güzel gibi sevdiler, bana gül gibi bakmadılar, hatta benim onlara bakmamı istediler, yıllarca baktım, hala bakıyorum, hala benden bir şeyler istiyorlar, kendimi bildim bileli istiyorlar, bitmiyor istekleri, irili ufaklı, maddi manevi.
Diyorum.
Kendime her gün diyorum ki yeter artık, yapma, seni daha fazla sömürmelerine izin verme.
Ama içim sana muhtaçlar diyor, sen olmasan perişan olurlar, mahvolurlar, sürünürler, geberirler açlıktan, bellerini doğrultamazlar, sen olmadan olmaz onlar, iyi ki sen varsın.
Onlar seni, seviyorsevmiyorseviyorsevmiyor diye yapraklarını yolup seviyor çıkarsa ellerinde azıcık tuttuktan sonra,
sevmiyor çıkarsa hemen o anda yere atıp çiğnedikleri bir papatya kadar sevseler de,
sen onları yoksulları, muhtaçları, yetimleri, evsiz kalmış dul kadınları, ihtiyar erkekleri, kör kedileri, topal köpekleri, yuvasız kuşları ve daha bunlar gibi bi sürü bi sürü şeyi sahibine üstünlük kazandıran derin bir merhametle seven, asıl bir konak hanımefendisi gibi seviyorsun.
Asıl iyi ki var olan onlar, kabul et bunu diyor içim.
Onlar da olmasa sen ne olursun ki, hiç olursun, hiç kimsesiz bir hiç, onlar iyi ki varlar da sen varsın böylece.