Psikiyatrist 2, 2009 yılında yayımlanan ilk kitapta olduğu gibi; su gibi akan anlatımı, zihinde netlikte canlandırılan sahneleri ve zihnin karanlık yönlerine uzanan kurgusuyla hızlı ve yormayan bir okuma sunuyor. Gerçekliğin sorgulandığı paranoyalar, geçmişte yapılan hataların bugüne yansımaları ve insan zihninin kırılganlığı öne çıkan temalar arasında.
Ancak ana karakterin küçük ipuçlarından çok büyük sonuçlara ulaşması ve olgular arasında kurduğu bağlantılar benim için yeterince ikna edici ve gerçekçi değildi. Bu durum, hikâyeye tam anlamıyla odaklanmamı zorlaştırdı. Bu tür pürüzlere takılmadan okumak isteyenlerin, önce ilk kitabı okumaları ve ardından bu kitaba geçmeleri daha sağlıklı olacaktır. Çünkü ilk kitaba yapılan göndermeler ve olay örgüsünden ulaşılan sonuçlar bu romanda sıkça karşımıza çıkıyor.
İlk kitapta yardımcı rolde yer alan Mark Behrendt, bu kez ana karakter olarak karşımıza çıkıyor.
Eski bir psikiyatrist olan Mark Behrendt, yedi yıl önce birlikte olduğu kadının öldürülmesiyle derin bir çöküş yaşar. Alkole sığınan, sonuçsuz araştırmalar içinde savrulan Mark; karıştığı bir kavga ve süregelen psikolojik dağınıklığı nedeniyle doktorluk lisansını kaybeder. Alkolle verdiği zorlu mücadele ise Doreen adında bir kadınla tanışmasıyla yön değiştirir. Kimsesiz ve darmadağın bir hâlde olan Mark, Doreen sayesinde yeniden toparlanır ve hayata tutunur.
Ancak bir gün Doreen kaçırılır. Mark’ın en yakın dostunun ve kurtarıcısının hayatı artık tek bir şeye bağlıdır: geçmişin karanlık defterlerini yeniden açmak ve korkunç bir eylemi gerçekleştirmek.
Yazar; depresyon, bağımlılık, dissosiyatif füg, yabancılaşma, fobi ve takıntı gibi psikolojik kavramları merak uyandıran bir kurgu içinde başarıyla işliyor. Genel olarak yazarın tüm kitaplarını severek okumuş olsam da,