MARTIN EDEN, ahhhhh MARTI EDEN...
Hayatını değiştiren o yemek daveti. Aşkı bulduğunu zannettiğin o duygular, aslında yazarlık yolunu sana açan yollara vesileydi. Ve sen, nasıl azmettin, nasıl mücadele ettin. Aç susuz, beş parasız kaldın ama kendine hep inandın. Ve başardın. Oysaki bu başarı, seni o hazin sona sürükledi. Burada insan "başarı"nın anlamını sorguluyor. Başarı, neye, kime göre şekilleniyor. Çok sevdiğim bir yazarın söyleşisinde tanık olmuştum bu sözlere; "Başarı, bir insanın kitaplarının çok satması mi, çok parası olması mı, büyük bir güce, üne sahip olduğunu sanması mı... Hayır. Bence bu devirde en büyük başarı, insanı başını yastığa huzurla koyması, vicdanını sızlatabilecek işlere bulaşmaması, başını yastığa koyarken vicdanına hesap verebilmesi, rahat bir vicdanla uyuyabilmesi...". MARTIN EDEN karakterinde ise, vicdan sahibi bir insan vardı. Hele ki vefası ahhh o vefası... Kitap, "amaç"ın insan hayatındaki önemi de vurguluyor. İnsanın "amacının" olmasının, "parasının" olmasından daha önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Kitabı okurken MARTIN EDEN ile birlikte yaşıyorsunuz adeta. Onunla çalışıyor, uykusuz kalıyor, açlık çekiyor, hayal kırıklığına uğruyorsunuz sanki. Kitap beni çok ama çok etkiledi. Bana "İyi ki okudum" dedirtti.
Gönülden tavsiye ile...
Şimdiden keyifli okumalar sizlere...