İsmet Özel okumak öyle her yiğidin harcı değil, dürüst olalım. Ben bu kitabı satır satır geçtiğimde şunu hissettim: Adam resmen masaya yumruğunu vuruyor, "Beyler, hanımlar; uyuyorsunuz ama uçuruma gidiyoruz!" diye bağırıyor.
Kitabı okurken sanki karşımda çok zeki ama bir o kadar da öfkeli bir hoca varmış gibi hissettim. Hani olur ya, seni çok sevdiği için azarlayan o tip... Kitapta öyle "hadi gel medeniyeti tartışalım" naifliği yok. Doğrudan "Teknik seni esir aldı, sen artık kendin değilsin" diyor.
Özellikle o "Teknik" meselesine takıldığı yerler beni çok çarptı. Şöyle bir çıkarım yaptım okurken: Biz sanıyoruz ki teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor, oysa Özel diyor ki; "Hayır, teknoloji senin ruhunu standartlaştırıyor, seni bir makine dişlisi yapıyor." O meşhur yabancılaşma mevzusunu anlatırken, insanın kendi evinde, kendi vatanında nasıl mülteci gibi hissettiğini öyle bir betimliyor ki, "Vay be, içimdeki o tanımlayamadığım huzursuzluğun adı buymuş" diyorsun.
Okurken ne hissettiriyor biliyor musun?
Biraz suçluluk, biraz da "uyanış". Bazı yerlerde "Yahu üstad, bu kadar da sert olunmaz ki!" diye kitabı kapatasın geliyor ama iki dakika sonra merak edip geri açıyorsun. Çünkü her cümlesinde o sarsıcı dürüstlük var. Modern dünyaya, Batı hayranlığına, o sahte konfor alanlarımıza öyle bir ayna tutuyor ki, aynadaki görüntü pek hoşuna gitmiyor ama gerçek olduğunu biliyorsun.
Dürüst olayım: Eğer kafan yorgunsa, "Aman canım sıkılmasın" modundaysan bu kitap seni boğar. Ama "Ben bu sistemin neresindeyim, neden bu kadar mutsuzum?" diye bir derdin varsa, İsmet Özel seni evire çevire döver ama sonunda zihnini pırıl pırıl yapar.