Bir ülkede, ey halife, askerin elinde silah bulunmasa, çarşılarda ticaret işlemez hale gelse, tarlalar ve bahçeler ziraattan kalsa o ülke yine de yaşar; ama eğer bir ülkeyi yönetenler adalet ve hukuka uygun davranmazsa, vazifeler hak etmeyen insanların elinde olursa, din bozulur, ahlak bozulur ve ülke batar. Dünyayı kuvvet ve kanunlar değil,Allah’ın koyduğu güzel ahlak ve vicdan idare eder, unutma. Bunun için kime vazife verdiğine, kimi iş başına getirdiğine dikkat et. Bilirsin ki hak etmeyen kişiye makam vermek, hazine değerinde inciyi bataklığa atmak sayılır.
Yaşam ve ...ölüm! İşte o kadar! Yaşıyordum... bir yaşamım vardı, ama şimdi usulca elimden kayıyor ve ben onu tutamıyorum. Evet. Ne diye kendimi aldatayım? Benden başka herkes bilmiyor mu ölmekte olduğumu sanki... Bu hafta mı, gelecek hafta mı; bugün mü yarın mı? Sorun bundan ibaret! Belki de bugün, şimdi! Az önce aydınlıktı ortalık, şu anda karanlık. Şimdi buradayım, az sonra orada olacağım. İyi de orası neresi?
Pişmanlık hayatın gerçeği; nasıl yaşarsan yaşa, her zaman bazı konularda pişman olacaksın. Geçmişin bir kısmına takılıp, neden böyle oldu, diye suçlamaman gerek kendini. Geçmişi olduğu haliyle kabullenip bundan sonra ne olabileceğine bakmalı insan.
Nice yaşlı kadınları dinledim uzun soluklu hayat tünelinde. Deniz kıyısında bir şehirde yaşamalarına rağmen hiç deniz görmemiş kadınlar. Şehirde yaşamışlar ama bir kez olsun ayaklarını deniz suyuna değmemiş. Onları şimdi anlıyorum. " Bizim de yanında yaşlandığımız halde görmediğimiz o kadar gerçek var ki!
Öyle ya akıllı evler, akıllı televizyonlar, akıllı telefonlar... Peki, insanların aklına ne oldu ? Bu kadar akıllı eşyanın olduğu yerde insana da aksesuar olmaktan başka çare kalmıyor.