Serinin son kitabı, dışarıda tanınmanın, inkılapların, kurucu kadrolardaki yol ayrımlarının, kadrolaşmanın ve bugün bile tartışılagelen konuların yaşandığı dönem.
“İhtilalci kadronun bir gün kendi içinde parçalanması, ihtilallerin değişmez kanunudur. Eğer Milli Mücadele'ye bir ihtilal dersek, o da bu kanunun hükmünden kendini kurtaramadı. Ve ihtilali yapan kadro, bir gün kendi içinde parçalandı...”
Gazi'nin "asırlık hesaplar görüldü" dediği, Ankara’nın, eski bir imparatorluğun bütün hesaplarının tasfiyesine muhatap tutulduğu Lozan, yarı sömürge olmuş bir memlekette ekonomiyi yeniden inşa etme çabaları, kapitülasyonlar’ın kaldırılması, Osmanlının borçları’nın ödenmesi gibi konular arasında devam eden “diktatörlük” tartışmaları, Şeyh sait isyanı, İzmir suikasti, İstiklal mahkemeleri… Bu mahkemeler son derece istismara açık, öyle ki Maliye nazırı Cavit bey’in yargılanması hakkında Ş.S.Aydemir nefis bir tasvir yapıyor:
“… biraz sonra mahkeme heyeti görünüp herkes ayağa kalkınca, salonun içine, İstiklal Mahkemelerinin o ağır havası çöker. Belki gösterişsiz, şatafatsız, fakat avukatsız, şahitsiz ve hükmü temyiz tanımayan bir ihtilal mahkemesinin ürkütücü havası…”
İnkılap politikalarının o dönemi yaşamayanlar üstünde bile negatif etki etmesini anlamak için şu satırlar çok önemli: Kadro cereyanı (1931- 1934)
Evvela CHP bir halk partisi haline gelememişti. tüm halkı kapsayacak bir önder, parti teşkilatının disiplinli önderliği ile mümkündü(¹). Halbuki 1930 sıralarında CHP bu halde değildi. 1930 sıralarında CHP halktan kopmuştu. Halkın dışında, dar, basit bir bürokrat hizbi ile, bu hizbe, ancak seçim ve menfaat bağıntıları olan mahalli fakat dar taşralı taraftarlardan ibaretti. Partiyi vilayetlerde yüksek kademelerde temsil eden "mutemetler" (inanılanlar) aşırı tahakküm ve