“Tarihî şahsiyet, hem içinden doğduğu toplumun mahsulüdür, hem bu toplumun kaderine tesir eder ve ona damgasını vurabilir. (…) Mustafa Kemal de bir tarihi şahsiyettir.”
Şevket Süreyya Aydemir, Atatürk’ü hem şahsı hem çevresi hem de ülkenin ahvali içinde öyle güzel anlatmış ki; kendi ifadesiyle şöyle tanımlıyor kitabını “bu kitap, şartlar, olaylar ve atmosfer, yani içinde yaşadığı maddi ve manevî hava içinde, Mustafa Kemal'in hayatıdır.”
Sorumsuz, liyakatsiz idareci kadrolar yüzünden savaşa sürü gibi güdülen gariban, bezmiş ve tükenmiş bir halkı kurtuluş savaşına mobilize edebilmek, sonrasında inkılaplarla bu halkı muasır medeniyetler seviyesine çıkarabilmek için bir yol tayin edebilmek kuşkusuz her liderin başarabileceği bir şey değil.
Tarihi şahsiyetlerin bugünün siyasi cereyanları ile yorumlanması yeni bir şey değil. Bu yüzden objektifliğe en yakın olanı seçebilmek, aktarılan olgu ve olayları ayıklayabilmek çok zor bir iş. Evvela mukayese edebilmek için gerekli irade, insanın tabiatına dair bilgi, gözlem ve tecrübe gerekli. Bir insanın gri tonları ile birlikte tanıyabilmek çoğu zaman pek mümkün olmaz, bilhassa o insanı şahsen tanımıyorsak. Benim bu kitaptan beklentilerimden biri tam olarak buydu; buhranları, ihtirasları, doğru ve yanlışları ile ülkemin kurucusunu anlamak!
Yazar, M.Kemal’in buhranlı günlerini çok iyi anlatmış: “Bu depresyonlar kısaca, maddi ve manevi yalnızlık, gençlik buhranları ve hissi melankoliler olsa gerektir. Yahut da, duygulu, içli ve ilgileriyle gayelerini henüz kesin ifadelendirememiş bir gencin, şahsiyetini arama ve şahsiyetleşme buhranlarıdır. Bu buhranların normal belirtileri, kendini çevresindekilerden ayrı görmektir. Kendinde hususiyetler bu sezmektir. Fakat bu hususiyetleri şekilleştirememektir. Hülasa bütün bunlar gençlik ve