-Neler okuyorsunuz efendim?
+Kelimeler, kelimeler, kelimeler!
x Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor!
t-bırak artık kelimeleri.. cümleler kur. insanları tanı.. kapını çalan insanları içeri al...
Zweig net bir iyi-kötü diyalektiği üzerinden biyografiyi kurgulamış: “Castellio ile Calvin, bu gözle görülmeyen ama aşılamaz çelişkinin algılanabilir öğeleridir sadece. Bu kalıcı gerilimin uçlarına ne ad verildiği önemli değildir: hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörü, vesayete karşı özgürlük, fanatizme karşı hümanizm, mekanikleşmeye karşı bireysellik ya da zorbalığa karşı vicdan.
Calvin, fanatik bir entelektüeldir, özveriyle çalışkanlığı ile tam bir mücadele adamı tam bir gayretkeş şeytan! Tanrı ve dünyayla olan ilişkisini kendi kişiliğine uygun olarak biçimlendirmeyi kendine hak bilme küstahlığını gösteren âdemoğlu, Cenevrede ahlak terörünün mimarı, katı ve sistemli bir despot.
Öte yanda özgür ruhu her şeye rağmen vicdanının bağımsızlığı uğruna sonsuz yoksulluğunun kölesi olmayı, gece uykularını feda eden ismi sonradan keşfedilen bir özgürlük kahramanı Castellio.
S.Zweig’ın nefis dili yine sürükleyici, çeviri şahane.
Türk İnsanı insanının hayata bakışı pratik ve pragmatiktir.
“Baş belirsiz olunca meydan ıssız olur” bu anlamda devlet mutlaktır, bundan sonrası için hayat ve düşünce kurgulanır. Madem devlet vardır, o zaman idare de olur ve bu idarede yer almak iyidir: “Allahtan sağlık devletten aylık” deyimi gösteriyor ki Türk insanı için devlet kapısı her daim en garanti kapıdır. Lakin köylü için yönetici olmak mümkün değildir ve bunun farkındadır bu yüzden kapalı ve küçük hayatlarında macera da sevmezler. Örneğin bir yerden bir yere gitmenin amacı olmalıdır, merak için gezmeye gitmek diye bir şey yoktur. Dahası “çok gezen pabuç pislik getirir.”
Anadolu insanının karakteri için yazar, Hasan Reşit Tankut’tan güzel bir tespit alıntılamış: "Anadolu köylüsü kalabalıktan ve insanlardan kaçar, asırlar süren korku ve kanlı kovuşturma bu duruma neden olmuştur. Böylece karamsar bir felsefe, ürkek, kurnaz bir model yapı oluşmuştur".
Türk kimliğinde kendiliğinden davranabilmek (spontane) eksikliği vardır. Türklerin güldükleri nadirdir. Kısa konuşurlar ve kısa konuşulmasını isterler. Türk insanı sükûnetten hoşlanır, erken yatar ve erken kalkar. Türk insanının hayatında şu ilkeler geçerlidir. Bunlar çalışmak (itaat), ibadet ve istirahattir.
Türk insanının ortalama insan olması istenir, makbul ortalama insandır: “Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl”
Türkülerde ayrılık, yoksulluk ve ölüm, genel olarak çaresizlik baskın temadır.
Genel olarak toplumun bilinçaltını anlamak açısından deyimler ve atasözleri çok faydalıdır. Bu anlamda kitap amacına hizmet etmiş, ayrıca bibliyografya açısından da güzel bir kitap.