Uyumsuz, öteki, başkaldıran…
Kimdir başkaldıran insan?
Hayır diyen biri.
Her başkaldırıda, haksıza karşı bir tiksintiyle birlikte, insanın kendi benliğinin herhangi bir yanına tam ve birdenbire bir katılışı vardır. Bu anlamda “Bilinç, başkaldırıyla doğar.” Özetle “Başkaldırıyorum öyleyse varım!” der Camus.
Tanrıya, devlete ve sisteme başkaldırı. Uzun bir makale, adına uygun bir arayış kitabı. Dostoyevski’den Nietzsche’ye, Rousseau’dan Hegel’e, Bakunin’den Marx’a kişiler ve düşünceleri üzerine çıkarımlar.
Özellikle sosyalizmin burjuva araçlarını kullanarak ister istemez burjuva amaçları için çalışmak zorunda oluşu üstüne noktasal tespitleri vardır Camus ’nün, bu yüzden de dönemin sosyalistleri ile arası açılır. Özetle şöyle der: Güçlü olmak için birikim elde edilmeli bunun için de üretim zorunluğu vardır. “Kapitalist toplumla devrimci toplum aynı yola, yani sanayi üretimine, bir de aynı umuda köle oldukları oranda aynı şeydir.” Nihayetinde; “Üretimin durmamacasına gelişmesi devrim yararına kapitalizmi batırmadı. Güç görünüşüne bürünmüş bir put yararına işledi; hem burjuva toplumu batırdı, hem de devrimci toplumu.”
Güçlü olmak, daha fazlasına sahip olmak için gerektiğinde (ki her zaman gerekir) adaletin askıya alınması ve otoriter bir yönetimin kurulması ile mümkün olur. Bu konuda Camus rus sosyalizminden örnek verir “Bundan sonra, Lenin'den Stalin'e dek, partinin iç çarpışmalarının tarihi, işçi demokrasisi ile asker ve memur diktatörlüğü, adalet ile etkenlik arasındaki savaşla özetlenecektir.”
Bu kitap felsefe 101 almış, temel düzeyde felsefe konu ve kişilerine aşina okuyucu içindir.
Elbette Tahsin yücel’in şahsı nevine münhasır çevirisine gülümsemek elde değil: Tanrıyı yoksuyoruz, Saltık yadsıma, inaksal açıklama….
Son olarak: “Sanat ve başkaldırı ancak son