bazı kitaplar var ki ara ara dönüp çizdiğim yerleri okuduğum ve her okuduğumda başka bir noktasına takılı kaldığım.
dönüşüm kısacık ama her cümlesi kıyamet olan bir kitap.
bugün yine gözüme takıldı, hakkında yüzlerce analiz yapılmış bir kitap.
tiksinme, rahatsız hissetme duygusunu o kadar iyi veriyor ki, kendimi gregor gibi sırt üstü dönmüş, çırpınırken; çırpındıkça da çaresizlik hissinin her zerresini duyuyorum.
hem bedensel hem ruhsal süreci an be an yaşatıyor gibi.
bana öyle geliyor ki gregor bir böcek olurken kabuk atmıyor kabuk bağlıyor.
yani o sistemin içinde kıvranan biz, hepimiz aslında sancılanırken kendimizi bulmak yerine kendimizden uzaklaşıp sadece ve sadece bir böcek oluyoruz gibi..
doyumsuzca, her yeni şeyi anında tüketen ya da meyilli olan yanımızı kafka öyle güzel özetlemiş ki.
mesela şu cümleler ;
ne kadar güçlü bir hamleyle kendini sağ yana atsa da her defasında sallanıp yine arka üstü düşüyordu. belki yüz defa denedi bunu, havada debelenip duran bacaklarını görmemek için gözlerini kapattı. ancak sonunda böğründe o güne kadar hiç tanık olmadığı, duymadığı hafif ve küt bir ağrının saplandığını hissetti ve vazgeçti. ve söylendi ;" hey tanrım!
gün geçmiyor ki yollarda olmayayım. burada, firmadaki asıl işler, seyahat sırasında katlandığım kadar telaşlı ve endişeli değil. üstüne üstlük bu baş belası yolculuklar; aktarma sırasında trenleri kaçırmamak için katlandığım eziyetler, rastgele yenen kötü yemekler, sürekli değişik insanlarla düşüp kalkmalar, hiçbir zaman bir süreklilik ve samimiyet kazanamayan ilişkiler...
hepsinin yüzünü şeytan görsün! "
bu satırları okurken siz de ise yetişmek için onunla beraber koşuyorsunuz, nefes nefese kalırken tam o esnada insanları görüyor, çarpıyor, devam ediyor, ilişkileri düşünüyorsunuz.. sonra bir tiksinti, her şeyin,