Mesut ilhan

Mesut ilhan
@Serferaz
7/10
·352 syf.··
2023 18. kitabı
Partinin dünya görüşünü, onu hiç anlayamayan insanlara empoze etmek çok daha kolaydı. Her şeyi yuttular ama hiçbir zarar görmediler. Çünkü nasıl ki bir mısır tanesi sindirilmeden kuşun vücudundan geçiyorsa, yuttuğunda da hiçbir şey kalmıyordu. George Orwell'in kült kitabı 1984, yazarın geleceğe yönelik kabus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihinlerin boyunduruk altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere indirgendiği totaliter bir dünya düzeni bu romanda en ince ayrıntısına kadar inanılmaz bir hayal gücüyle kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde oynanan oyunlar göz önüne alındığında, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört hem ütopik hem de gerçekçi bir romandır. Hiçbir zaman güncelliğini kaybetmeyecek bir başyapıt. Bu sadece yarın için değil, bugün için de bir uyarıdır. Geçmişi kontrol edenler geleceği kontrol ederler. Partinin sloganı "Bugünü kontrol eden geçmişi de kontrol eder" idi. İster bir karışıklık anında söylenen sözler, ister bilinçli bir muhalefet olsun, karşı konulamaz isyan diye bir şey yoktur. Okyanusya'nın monotonluğa, yalnızlığa ve koşulsuz itaate dayalı işleyen bir düzeni var. İlk önce mükemmel bir itaat aracına dönüşen dil gelir. Geçmiş değiştirilebilir ve her gerçek, ülkenin yöneticisi Büyük Birader'in istediği gibi şekillenebilir. Her yerde karşımıza çıkan Büyük Birader, gerçek hayatta hiç görmediğiniz bir görüntü olsa bile her zaman sizi gözetliyor. Winston Smith, Hakikat Bakanlığı'nın kayıtlar bölümünde çalışmaktadır ve ne pahasına olursa olsun gerçeği bulmaya kararlıdır. Bu yolda kararlı adımlar attığına inanıyor ancak bu adımın ne kadara mal olacağı belli değil. 1984, dünyanın birbiriyle sürekli savaş halinde olan üç totaliter devletin kontrolü altında olduğu kurgusal bir gelecekte geçiyor. Hafızası ve direnişi olmayan,
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma
Reklam
8/10
·136 syf.··
2023 17. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mart 2023 00:00
Bu kavram Locke tarafından Thomas Hobbes'un doğal hukuk fikirlerine dayanarak geliştirildi. Bu kavram daha sonra Benjamin Franklin ve John Adams gibi Amerikalı devrimci liderler tarafından ve daha sonra her iki partinin de etkisiyle Jean-Jacques Rousseau tarafından kullanıldı. Rousseau, Fransız Devrimi ile ilişkilendirilmesi ve yazılarına “sosyal sosyalizm” adını vermesi nedeniyle düşüncenin babası sayılmaktadır. Bu kavramın temel fikri, insanların birbirlerine zarar verme içgüdülerine rağmen, daha iyi üretim ya da kaynakların daha iyi paylaşılması gibi nedenlerle birlikte yaşayarak daha fazla fayda sağladıklarını fark etmeleridir. Birinci. Ve devlet tarafından bir dernek kuruldu (İbn Haldun'a selam olsun). Bu durumda yöneten ile yönetilen arasında bir toplumsal sözleşme kurulur. Bu nedenle hükümdar adildir, hukuka tabidir ve yönetime tabidir. Hakim olan yasa dışı ve adaletsiz bir şey yapmadığı sürece hükmedilen itaatkar hale gelir. Locke ve Hobbes'un doğal hukuk dönemi (insan doğasının aşamalarının olduğu ve Stoacı hukuk kavramının bulunmadığı dönem) Rousseau'nun döneminden farklıdır. Çünkü Rousseau, insanların evin ne olduğunu, kıyafetlerin ne olduğunu, neyin ne olduğunu bilmediği bir dönemi anlatıyor. Bu işti. Kanunun altın çağ olarak kabul ettiği dönemi, bir daha asla yakalanamayacak veya tekrarlanamayacak bir mükemmellik dönemi olarak kabul ediyor. Şaşıran Fransız, doğduğundan beri hiç kırsalda yürümemişti, o yüzden bunu hesaba katmamız gerekebilir... Türkçeye çevirmek zor ama bunlar Jean-Jacques Rousseau'nun sözleri. Toplumsal sözleşme şu anlama geliyor: "Aksine, sahip olduğumuz doğal düzeni yok eder ve daha önce sahip olduğumuz tüm eşitsizlikleri ortadan kaldırır." Zeka veya güç açısından diğerlerinden daha düşük. ” Ulusal hükümetin biçimini, yönetenlerin ve
Toplum SözleşmesiJean-Jacques Rousseau · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,9bin okunma
8/10
·216 syf.··
2020 21. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mart 2020 00:00
Paulo Coelho 'nun otobiyografik öğelerle kurguladığı, bu yüzden de hayli özel bir çalışması ile karşı karşıyayız. Anlatım tekniği akıcı, çeviri dili ise oldukça anlaşılır.Evreni tanıma, yaşamı anlamlandırma, bireysel tatmin ve güvenlik/mutluluk/huzur arayışları insanı bazen coşkuya bazen de karamsarlığa sürükleyebilmektedir. Bilim, inanç, felsefe ve evrensel gerçeklikle barışık bir yaşam modeli oluşturmakta zorlanıyoruz. Roman; arayışlarından, edindiklerinden tatmin olmayan, genç bir kız Veronika’nın intihara teşebbüsü ve devamında gerçekleşen olayları konu edinmektedir. İntihar teşebbüsü bir yılgınlık, çaresizlik, teslimiyet, kaçış, küskünlük, vazgeçme ve benzeri negatif nitelemeleri bünyesinde barındıran, bir karar ve davranış bozukluğudur. İntihara teşebbüs eden kişiler deli değildirler. Deliler, böyle bir plan ve kurguyu gerçekleştiremezler. Maddi anlamda hatta duygu planında çok şeye sahip olmak; mutluluk denkleminin tek şartı değildir. Seveni de, maddi zenginliği de ihtiyacından çok çok fazla olan kişilerin bile intihara yeltendiğini gözlemlemekteyiz. "Ölüm bilinci bizi daha yoğun yaşamaya yöneltir." Sanırım 213 sayfalık bu kitabın özeti bu cümlede. Yaşamı rutinin içerisinde anlamsızlaşan, anlam arayışında varlığını sorgulayan bir genç kadın, Başarısız bir intihar ve her dakika ölümü bekleyerek geçirilen Slovenya'da Village adlı bir deliler hastanesi. Kırılgan yaşamların kişilikleriydi bu hastanedekiler ve her biri ayrı bir hikayeydi.Dili ve okuması bu tarz sevenler için güzel gelecek ve keyifle okunacak bir kitap.
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,3bin okunma
10/10
·74 syf.··
2025 3. kitabı
bazı kitaplar var ki ara ara dönüp çizdiğim yerleri okuduğum ve her okuduğumda başka bir noktasına takılı kaldığım. dönüşüm kısacık ama her cümlesi kıyamet olan bir kitap. bugün yine gözüme takıldı, hakkında yüzlerce analiz yapılmış bir kitap. tiksinme, rahatsız hissetme duygusunu o kadar iyi veriyor ki, kendimi gregor gibi sırt üstü dönmüş, çırpınırken; çırpındıkça da çaresizlik hissinin her zerresini duyuyorum. hem bedensel hem ruhsal süreci an be an yaşatıyor gibi. bana öyle geliyor ki gregor bir böcek olurken kabuk atmıyor kabuk bağlıyor. yani o sistemin içinde kıvranan biz, hepimiz aslında sancılanırken kendimizi bulmak yerine kendimizden uzaklaşıp sadece ve sadece bir böcek oluyoruz gibi.. doyumsuzca, her yeni şeyi anında tüketen ya da meyilli olan yanımızı kafka öyle güzel özetlemiş ki. mesela şu cümleler ; ne kadar güçlü bir hamleyle kendini sağ yana atsa da her defasında sallanıp yine arka üstü düşüyordu. belki yüz defa denedi bunu, havada debelenip duran bacaklarını görmemek için gözlerini kapattı. ancak sonunda böğründe o güne kadar hiç tanık olmadığı, duymadığı hafif ve küt bir ağrının saplandığını hissetti ve vazgeçti. ve söylendi ;" hey tanrım! gün geçmiyor ki yollarda olmayayım. burada, firmadaki asıl işler, seyahat sırasında katlandığım kadar telaşlı ve endişeli değil. üstüne üstlük bu baş belası yolculuklar; aktarma sırasında trenleri kaçırmamak için katlandığım eziyetler, rastgele yenen kötü yemekler, sürekli değişik insanlarla düşüp kalkmalar, hiçbir zaman bir süreklilik ve samimiyet kazanamayan ilişkiler... hepsinin yüzünü şeytan görsün! " bu satırları okurken siz de ise yetişmek için onunla beraber koşuyorsunuz, nefes nefese kalırken tam o esnada insanları görüyor, çarpıyor, devam ediyor, ilişkileri düşünüyorsunuz.. sonra bir tiksinti, her şeyin,
Edebiyat
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,6bin okunma
10/10
·508 syf.··
Beğendi
·
2022 7. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mart 2022 00:00
·
Yaşar Kemal dehanın destana dönüşmüş hali.Bu serinin ilk kitabı olan Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana'yı okurken o adada yaşamış gibi hissediyor insan şimdi, bu ikinci kitabıyla bir ada destanına tekrar daldırıyor insanı, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistan'a gönderilen Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alır. Umut baş kahramanıdır. beklemenin ve sabrın romanıdır. Savaştan dönmeyen yakınlarını bekleyen kadınların, yurduna dönmeyi bekleyen sürgünlerin, denizi bekleyen balıkçıların, aşkı bekleyen yüreklerin sonsuz bir sabırla hayata duydukları inanç, adamın doğasına, insanlarına duyulan sevgiyle aydınlanır. Ülkenin doğusundan batısından gelen insanlarla mübadele mağdurlarının karşılıklı yaralarını sarmasının müthiş anlatımı, özellikle Fekiya Teyran'ın anlatıldığı bölüm tam bir destandır. Yaşar Kemal bu seride ada ve çevresinde yaşayan insanların hikayesi içinde mübadele dönemini, Sarıkamış'ta, Çanakkale'de ve genel olarak Kurtuluş Savaşı'nda yaşananları yine etkileyici bir dille anlatıyor. Savaşın insanları nasıl etkilediğini, savaştan sonra insanların normal hayata dönme çabalarını okuyucuya sanki canlı canlı izliyormuşcasına aktarıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında, özellikle kırsal kesimdeki yönetim aksaklıklarını da çok güzel ortaya koyuyor, sürükleyici ve tarihteki olaylara örneğin azınlıklara karşı nasıl bir uygulama yapıldığını sezdiren bir eser.
Karıncanın Su İçtiğiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20235bin okunma
Reklam