Uçuşun tek anlamı vardı onlar için: Yiyeceğe ulaşıp kıyıya dönmek. Onların amacı uçuş değil, karın doyurmaktır. Ama Martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil, uçmaktı. O, her şeyin ötesinde uçmaya gönül vermişti.
Yaşamak için hiç bir sebebi olmayan yoksul bir ihtiyarın, dünyası olan: nemli, yemek kokularının eksik olmadığı pansiyon mutfağının köşesindeki daracık odasının küçücük penceresinden gördüğü ve mektuplaştığı bir genç kız ile çaresizce hayata tutunma çabasının hikayesi...