"Toplum içinde yaşama yeteneği diye bir yetenek vardır ve buna doğuştan bir yetenek gözüyle bakılması gerekir, bütün insanlarda ortaktır bu yetenek ama geliştirilmesi için eğitim şarttır."
"Suça yönelik kişiyi insan toplumunun, diğer insanların esenliğine katkıda bulunacak şekilde eğitip toplumsal bilinci geliştirmenin üstesinden gelir, yaşamsal sorunlarına çözüm ararken başvuracağı yöntemi toplumun esenliğini de dikkate alarak seçmesini insana öğretebilirsek, işin içinden başarıyla çıkabiliriz. Yoksa elimizden hiçbir şey gelmez. Karşımızdaki ödev hiç de göründüğü kadar basit değildir. Ne fazla hoşgörüyle, ne fazla sertlikle davranarak suçlu kişiye düşünceleri-mizi benimsetebiliriz. Haksız olduğunu söyleyip onunla tartışarak bu işi başaramayız. Suça yönelik kişi izlediği yolun doğruluğuna kesinlikle inanmış, yıllar yılı dünyaya kendi açısından bakmıştır. Onu değiştirmek istiyorsak, davranış modelinin kökenlerini arayıp bulmamız gerekir. Hatalı gelişiminin nerede, ne zaman başladığını ve hangi koşulların buna yol açtığını saptamak zorundayız. Kişiliğinin ana hatları dört, beş yaşlarında kesin şekline kavuşmuştur, daha bu yaşlarda kendisine ve dünyaya ilişkin hatalı değerlendirmelerde bulunmaya başlamıştır, söz konusu değerlendirmeler de suç işlemeyi meslek edindikten sonra gelişip serpilmiştir. Anlayıp düzeltme yoluna gitmemiz gereken, işte erken çocukluk döneminde işlenmiş bu hatalardır. Yapacağımız şey, hatalı tavır ve tutumun köklerinin nereye kadar uzandığını araştırmaktır."
"Bir insan için tipik yaşam üslubu, o insanın çocukluğunun çok erken bir döneminde kurulup çatılır, ana hatları daha dört, beş yaşlarında belirginleşir. Dolayısıyla, yaşam üslubunu değiştirmenin kolay bir iş sayılacağını düşünemeyiz. Söz konusu olan, bir insanın öz benliğidir; kişi kuruluşu sırasında yaptığı hataları görüp anlamadıkça, bu benlikte herhangi bir değişikliği gerçekleştirmenin olanağı yoktur."
"Gelecekten korkan çocukların, en az çabayı gerektiren yöntemlerle bu geleceğin karşısına çıkmayı denemeleri pek doğaldır. Ne var ki bu kolay yöntemlerle bir yere varılamaz. Böyle bir çocuk ne kadar baskı altında tutulur, ne kadar uyarılır, paylanıp azarlanırsa, bir uçurumun kenarında bulunduğu duygusu o kadar güçlenir içinde. Biz ne kadar ileriye itersek, çocuk kendisini o kadar geriye çeker. Moralini güçlendirmediğimiz sürece kendisine yardım için katlanacağımız bütün zahmetler boşa gider, ona daha çok zarar vermekten başka işe yaramaz. Ruhu işte öylesine umutsuzluk ve korkuyla dolu oldukça, çocuktan, gereken ek çabaları üstlenmesini, bunu sağlayacak duygunun içinde uyanmasını bekleyemeyiz."