"Neredeyse otuz yıldır kriz koşullarında yaşayan, her gün biraz daha yoksullaşan ve umarsızlaşan emekçi sınıf ve kesimlerin, özellikle bu sınıflara mensup üniversite gençliğinin ve okur yazarların, edebiyat çevrelerinde gözlemlenen estetizm ve popülerizm kaygısına iyi bakmadıkları, edebiyat ve sanatın toplumsal amaçlarından uzaklaşmasına, eşitlik ve özgürlük sorunlarına ilgisizleşmesine öfke duydukları anlaşılıyor. Bu öfke, toplumsal matrisini yitirmiş bir edebiyata karşı devrimci romantik bir söyleme bağlanma isteğini güçlendiriyor. Siyasetin iyice güçsüzleştiği, inandırıcılığını yitirdiği bir dönemde, sınıf konumlarını ve dengelerini hesaplayan bir anlayışa karşı eylemi, iradeyi ve inancı öne çıkaran anlayışın daha çekici ve çağırıcı duruma geldiği söylenebilir."
"bütün savaşlardan yenik çıktık ve yorgun
yolculuk gibi sürdürdük ömrü; günden geceye
bir sarmaşığa sarılıp kaldık sonunda: tutkun
yangınına su taşıdığımız gergin üçgenler
boşluğa eklenen aceleci ve tedirgin bedenler
sığdırıldı iki düş arasındaki keskin nefeslere
biriktikçe birikti lekeler: yenilgi ve yanılgılar
ateşe sığınmanın modası geçti, su zaten eski
bir tepkiydi yaşamak aynadaki görüntümüze
sesler uğultulu uçurumlarda birbirini kesti
hayat: çocukluktaki oyunları unutma süreci
kötülük ve iyilik, aşk ve nefret, dost ve düşman
hepsi aynı bu savaşta: aldatanla aldanan
silinmeyecek ne kadar çabalasak da boşluktan
kalbimize yakıştırdığımız bu derin sessizlik
bütün savaşlardan yorgun çıkacağız ve yenik"
"Şimdi kimden duyduğumu unuttuğum sözü de
kimseden duymadım belki de ben uydurdum
bunu bile bile yapıyorum, bile bile yapıyorum
sıra bana gelince kuklaları konuşturuyorum yerime
ya binamı yapan özgüven katmayı unuttu harcıma
ya da şahane bir sorumsuzluk anıtıyım ben
halbuki anlaşılması gayetle kolay bir cümle kurabilirdim"