"Türkiye gibi ülkelerde, enflasyonun aşağıya çekilmesi hedefi, kendi içinde bazı riskleri de barındırmaktaydı. Enflasyon tıpkı debisi yüksek bir nehir gibiydi ve suyun miktarı azaldıkça eskiden fark edilmeyen kayalar ortaya çıkabilirdi. Bunları tek tek ayıklamadan artık o nehirde yol almak mümkün değildi."
"24 Ocak Kararları'yla Türkiye'nin ekonomi politikasında önemli değişiklikler yapıldı. Tıkanma noktasına gelen ekonomiye işlerlik kazandırabilmek, borç ve döviz krizini atlatabilmek için IMF ve Dünya Bankası'nın önerileri doğrultusunda yeni ekonomik program uygulanmaya başlandı. Reel ücretlerin geriletilmesine dayalı yeni ekonomik programa göre, ekonomi dışa açılacak, döviz gelirleri attırılacak ve dış borçlar ödenecekti. 12 Eylül askeri yönetimi altında halkın gerçek gelirlerini azaltarak iç talebi kısıp ihracatı artırma politikası, belirli ölçülerde başarılı oldu. Ancak ihracatı arttırmak ve ülkeye döviz kazandırmak amacıyla uygulanan politika sonucunda, devlet ciddi bir şekilde zarara uğratıldı. Öte yandan trilyonlarca liralık zararın sorumluları hiçbir şekilde ve hiçbir zaman bunun hesabını vermedi. 1993 yılı rakamlarıyla 50 trilyon liraya ulaştığı iddia edilen zarar ise tahminlerin ötesine geçemedi."
"Başbakan Adnan Menderes, 1 Ağustos 1952'de "Her mahalleden bir milyoner yaratacağız." diyordu. DP iktidarının ilk yıllarında, dış yardımların da katkısıyla "milyoner yaratma" konusunda oldukça başarılı oldu. 1955 Kasım'ında bir DP milletvekili bu 'başarı'nın ardında yatanları şöyle özetliyordu:
“Bu memlekette herkes aynı fedakarlığı yaparsa kalkınma olabilir. Fakat bir taraftan halktan fedakarlık istenirken diğer taraftan her gün beş on milyonerin doğuşu halka ızdırap vermektedir.” "
~KENDİMCE~
İçinde dört tavuk ve bir horozun yaşadığı kümeste, bir gün dört tane civciv yumurtalarından çıktı. Hepsi çok şirin ve savunmasızdı. Annelerinin dibinden ayrılmıyorlardı. Bir ay gibi bir zamanda kanatları belirgin olacak kadar büyüdüler ancak tüy renkleri henüz değişmemişti. Üç tanesi sarı, bir tanesi ise siyahtı. Bu bir aydan sonra o üç sarı civciv, siyah civcive karşı farklı davranmaya başladı. Ona yem yedirmemeye, yanlarından uzaklaştırmaya ve annelerinin ona bakmasını engellemeye çalışıyorlardı. Anne tavuk ilk zamanlar hiçbirini ilgisiz bırakmayıp hepsini koruyarak doyurmak için uğraşıyordu. Sarı civcivlerin siyah civcive yaptıklarını bir süre engelledi ama nedense sonra bu çabasını bıraktı. Yem yiyemeyen, sürekli kardeşlerinden şiddet gören siyah civciv, annesinden ve kardeşlerinden uzaklaştı. Gelişimi durmuş gibiydi, iki ayın sonunda kardeşleri neredeyse onun iki katıydı. Üçünün de tüyleri daha da güzelleşmişti.
Kardeşlerinden sonra kümese girip kardeşlerinden sonra kümesten çıkarak, kuytu köşelerde tüneyip, herkesten uzakta yiyecek bir şeyler arayarak üç ayı geçirdi. Herhangi bir seste irkiliyor ve koşarak olduğu yerden uzaklaşıyordu, kendini avcılardan korumaya çalışıyordu. Beş ayın sonunda kardeşleri iyice büyümüştü, genç birer tavuk olmuşlardı. Onlardan daha az beslendiği ve sürekli dayak yediği için sıska ve küçük kalan siyah civcivin davranışları ise kardeşlerinden farklıydı. Kendisi bunun farkındaydı ama kardeşleri henüz fark etmemişti. Hâlâ onunla uğraşmaya devam ediyorlardı. Bu şekilde bir ay daha geçti, artık altı ay olmuştu.
Sıcak bir yaz sabahı yine herkesten uzakta, bahçenin bir köşesinde yeri eşeleyerek yiyecek ararken kardeşleri yavaş yavaş yürüyerek yanına geldi. Biraz önce bulduğu böceği gagalarının arasından almak için