Ne çabuk bıraktın, ne kolay vazgeçtin. Hâlbuki ne dostluklardan ne aşklardan ne zamanında bize en yüce gelen o davalardan bir anda dönülmüyor. Hiç kimse öncesini düşünmüyor; emeklerimizi, vaktimizi, yüreğimizdekileri. Konuşmak ne kolay! "Vazgeçiş bir anda olmuyor, aklın görmediği bir vakit başlamış ve sabrın sınırlarında dolanan bir yolculuğa benziyordu.”
Bazen durup dururken şöyle olur, hayatın içindeki bütün bu düzensizlik büyük bir düzenin parçasıymış gibi gelir. Aydınlanma gibi bir şey olur, bilirsiniz. "Tanrım, her şey olması gerektiği gibi, her şeyin böyle olması gerektiğini anladım. Tanrım! Ulu Tanrım! Tüm bu düzen, ne kadar da tuhaf ama bir yandan da basit, vahşi, tatlı, acımasız, hoş, korkunç, gizemli. Tüm bu düzen ne kadar da mutlak ve tanıdık."
Huzursuzluğumuzun, bizi rahat bırakmayan o sinsi hislerin müsebbibi biz değilizdir. Bunu fark etmek öyle güçtür ki, seneler geçer de farkına varamayız.
"Başkasının kazdığı bir çukur var içimde."
Ait olmak ne tuhaf şey. İnsan günün akşam olacağını, haftanın, ayın, mevsimlerin biteceğini ve ölümün geleceğini bilse bile ait hisseder bir yerlere, bir şeylere. Ya da öyle zannediyor, özgürlüğünü yok ettiğini fark etmeyerek: "Uzun zamandır aynı kaldırımları çiğniyormuşum gibi geliyordu bana, kesin hiçbir nedenim olmasa da tutsağıydım bu kaldırımların..."