Şirince… Ah diyorum gezerken dokusu, evleri, şarabı ne güzel. İyi ki başka milletler yaşamış da izler bırakmış. Ama neler yaşayıp da, ne bedeller ödeyip de kaç yıllık topraklarını, evlerini, arkalarında mezarsız ölülerini bırakmışlar? Bunlar gelmiyor insanın aklına. :(
Kitap, yaşananları bir Rum askerinin gözünden anlattığı için farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Savaşın ne kadar gereksiz, insanlık vahşeti olduğunu gözler önüne seriyor. Haklı haksızın olmadığını, birbiriyle kardeşçe yaşayan insanların birbirlerini nasıl yok ettiğini, birbirlerine ne kötülükler, insanlık dışı olaylar yaşattıklarını aktarıyor.
Bu okuduklarımın kurgu olmayıp yaşanmış olması ve hala başka yerlerde başka insanların aynı acıları yaşıyor olması yürek sızlatıyor. Ama elden ne gelir? “Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Tanrı bin belasını versin!” demekten başka…
Detaylı bir incelemem olmayacak. Yalnızca son bölümde Peyami Safa’ya hayran kalmamak elde değil. Okuduğum kitaplardan sonu en güzel bağlanan diyebilirim.
Bir AkşamdıPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 20202,349 okunma
Spoiler içerir!
Az kalsın beni de kandırıyordu Zübükzade İbraam Bey. Kitabın sonlarında öğretmen ile yaptığı konuşmada; aciz olan, haksızlığa uğrayan, kandırılan yörenin halkı değil de kendisiydi ve öğretmeni de başka bir memlekete atanması için para vermeye öyle güzel yönelti ki gerçekten korkulur. Evet bir şeyleri yoluna koymak için böyle Zübüklerin oyununa geldikçe aslında ne yolumuzu buluyoruz ne de gelecek neslin yolunu adaletli yollardan bulmasını sağlıyoruz. Aksine İçimizde minik Zübükler büyüyüp, birleşip başımıza padişah olup çıkıyor demiş Aziz Nesin ve bunu bazen gülümsetip bazen ne olacak bizim bu halimiz şeklinde düşündürerek çok güzel bir dille aktarmış.
Ender, Çetin ve Nihal... Ah Nihal! Ne yaşattın bu iki adama. Daha çok Ender’e aslında. Belki de onun ağzından dinlediğimiz için böyle hissetmiş olabilirim.
Ender ile Çetin’in dostlukları o kadar imrenilesi ki, okurken böyle bir şey gerçekte de olabilir mi diye düşünmeden edemiyorsun. Diğer arkadaşları Fikret; Nihal’in abisi. Fikret ve Nihal ailesini trafik kazasında kaybediyorlar ve Fikret Amerika’da olduğu için kardeşini güvendiği iki dostuna emanet ediyor. Onlar da bu görevi o kadar iyi yapıyorlar ki adeta anne babası oluyorlar Nihal’in. Ancak aynı evde tazecik aynı zamanda güzel bir genç kızla yaşamanın getirisi bu iki orta yaşlı erkeğin Nihal’e aşkı oluyor. Ender’in şu sözleriyle bu aşkın masumiyetini anlayabilirsiniz; ‘Dudaklarımız birbirine dokunsun istedim Çetin. Gerçekten bunu istedim, yoksa, onu öpmek istedim, diye yazardım.’ İkisi de kendi içinde yaşıyor aşkını, birbirlerine açıldıkları zaman Nihal’in bunu bilmeyeceği konusunda anlaşma yapıyorlar. Ve artık içlerindeki bu büyük aşk, Nihal hakkında konuşmaya, dertleşmeye başlıyorlar.
Ender, Çetin’e anlatıyordu kitap boyunca ortak yaşanmışlıklarını. Ne olmuş da böyle bir ihtiyaç duymuş bu konuyu açık bırakmış kitap, merak ettim doğrusu.
Kitabı genel olarak sevdim, sakin sakin okunası, çok naif karakterlerin olduğu bir eser...