"Bir hapsedilmişliği başka bir hapsedilmişlikle göstermek, gerçekte var olan herhangi bir şeyi, var olmayan bir şeyle göstermek kadar mantığa uygundur."
Kitabın ilk sayfasındaki Daniel Dafoe'dan yapılmış bu alıntıyla ve kitabın ortalarında Tarrou'nun bir konuşmasında bu salgını tanımadan önce de veba'yı çekiyordum demesiyle Camus'nun 'veba'yı çoğunlukla metafor olarak kullandığını düşündüğüm bir kitap oldu. Doktor Rieux'nün dostu Tarrou ile yaptığı konuşmalardaki o varoluşsal sancılar, hayatı ve dini sorgulamalar keyifliydi.
"Evlenilir, biraz daha sevilir, çalışılır. Sevmeyi unutana kadar çalışılır. (..) Çalışan bir adam, yoksulluk, ağır ağır tıkanan gelecek, masa başında akşamların sessizliği; böyle bir evrende tutkunun yeri yoktur."
Aslında yaşadığımız dünyada tutku, sevme gibi duygulara yabancılaştırılıp hepimiz içimizde yaşadığımız o boşlukla, anlamsızca geriye dönme arzusu ya da sürekli yarınları düşünmekten kendimizi alıkoyamadığımız sürgün duygusu içindeyiz. Bu hayata bir anlam bulma çabasına girip çocukları ve insanları -herkes için eşit olmayan- 'ölüm'e yollayan tanrıyı onaylayıp sevmekte anlamı buluyoruz kimimiz.
"Tanrıdan nefret etmek ve onu sevmek arasında bir seçim yapmamız gerekiyordu. Peki kim Tanrı nefretini seçmeyi göze alabilirdi? Tanrı sevgisi zor bir sevgidir. İnsanın kendinden vazgeçmesini ve kendini hor görmesini gerektirir. Ama yalnızca O çocukların acısını ve ölümünü silebilir, yalnızca O bu acıyı gerekli kılabilir, çünkü bunu anlamak olanaksızdır ve insan böyle bir şeyi tabii ki ister."
Fakat esasında yapılması gereken sefaleti yetkinleştirmekten ziyade onu iyileştirmek, ölüme karşı savaşmak, adeleti aramak olmalıdır. Yaşamın anlamını, her ne kadar bir aydınlığa varamayacağımız o karanlıkta yaşadığımızı bilsek de ancak bu şekilde