Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölümü yadsımak, yaşamı yadsımanın en güçlü göstergesi. Ölümlü olduğumuzu, öleceğimizi hemen hiç düşünmeyerek kendimizi zihinsel bir deli gömleği içine sokuyoruz. Yaşadığımız, kokladığımız, gördüğümüz, dokunduğumuz her anın bir daha gelmeyeceğini hissettiğimiz anlar o kadar az ki. Yaşamı böylesine özel, böylesine benzersiz kılan şey, her şeyin yalnızca bir kez olması. Bunu algılamak,
ölümün bilincine varmakla mümkün olabilir ancak. Ölümün bilincinde olmayan insan, yaşadığının bilincinde de değildir. Her anımız ölüm unutkanlığı içinde geçiyor.
Topluluğun tarihsel gelişimi çelişki ve tutarsızlıklarla dolup taşıyor olsa bile, hain daima şimdiki zamana göre yargılanır. İnsan daima şimdiki zamana ihanet etmiştir. Hainin kim olacağını, o andaki yapı ve o andaki güçler dengesi belirler. “Hain”, topluluğun geçmişiyle tam bir tutarlılık içinde olabilir. Ama topluluk kolektif olarak değişmişse, tu kaka edilenler her zaman bu kişiler olacaktır.
Yaşamın tarafını seçmeden, yaşantımız ve tarih boyunca bir tarafa karşı başka bir tarafı seçip dururuz. Seçtiğimiz tarafın anlamını ya da yaşam biçimini başkalarına zorla kabul ettirmek için uğraşıp dururuz. Örnekler göstererek, gerekirse güç kullanarak tarafımızı kabul ettirmek için durmaksızın didiniriz. Hayatımızı canımızın istediği gibi yaşamakla yetinmeyiz. Bununla yetinmek isteyen bir avuç insanı da rahat bırakmayız. Onların ayağına gideriz, onları aziz mertebesine yükseltiriz, onlar gibi olmaya çalışırız, onları taklit etmeye çalışarak gönüllü olarak bir yapıyı benimser ya da pek istemeyerek de olsa kabul ettiririz kendimize. Ondan sonra da, bizi taklit edecek taraftarlar bulmaya gelir sıra. Sabırla, inançla, zorbalık, kurnazlık ve yalanla insanın ait olması gereken taraflar inşa ederiz.