Eğer bir evlilik sadece eşitlik ve anlaşılabilirlik üzerine kuruluyorsa, buna karşılık en büyük ihtiraslar uyuşmazlıklardan doğar. Biz, neredeyse düşmanlar gibi karşı karşıya duran böylesi uyuşmazlıklarız, bendeki, yarı nefret, yarı korkudan oluşan aşk bundan. Ancak, böylesi bir ilişkide birisi yalnız çekiç, diğeri yalnız örs olur.
Hıristiyan evlilik kurumunun mucidleri, bununla birlikte ölümsüzlüğü de icad etmekle iyi yapmışlar. Fakat ben ilelebet yaşamayı düşünmüyorum, ve Wanda von Dunajew
olarak son nefesimi verdiğimde, saf ruhumun meleklerin korosunda şarkı söylemesinden veya tozlarımın yeni bir varlığa dönüşmesinden ne kârım olacak? Böyle olduğum gibi yaşamaya devam etmedikten sonra, neye hürmet edip, mahrumiyeti seçeyim? Sevmediğim bir erkeğe, sadece onu önceden sevdiğim için ait olmak niye?