Kitapda zekanın insanlık için nasıl olağanüstü bir nimet olduğunu görüyoruz. Çarlinin zekasının iıerlemesiyle aslında etrafının onu hiç bi zaman sevmediyinin, dalga geçdiğini görüyoruz, zekası üstün olduğunda ise ona nefret etmeye başlıyorlar. Peki bu size bir şeyleri hatırlattı mı? Mesela bir iş yerinde kendini geliştirdiğinde, hep yerinde sayanların sizden nefret etmeye başlaması ve ya artık bir şeyleri içinden geldiyi gibi yaptığın, potensielni yüzeye çıkardığında, kendin gibi olduğunda birilerinin senden hoşlanmamasını? Bence bu hisleri hayatımızın bir döneminde hepimiz yaşadık, yaşıyoruz…Çarli de yaşıyor ve diyor ki: “hayran olduğum insanların asıl mahiyyetini anladığımda dehşete kapıldım”. Bir tarafdan üstün zeka Çarliye sınırsız öyrenme,keşf ede bilme becerileri verse de, diğer tarafdan gitdikce yanlızlaşan ve kimse tarafından anlaşılmayan birine dönüşüyor, zeka seviyesi çok aşağı olduğunda da dalga geçiliyor, bence burda yazar bir şey gereğinden çok fazla ve ya çok az olarsa, tabiatın kanununa tersdir, - demeğe çalışıyor, Azərbaycan şairi Nizami Gencevinin de söylediği gibi: “fazla içildiğinde dert verir su da”. Son deyinmek istediğim şey de yazarın ebeveyn-çocuk ilişkisine dokunması, Çarli o kadar yanlız büyümüş ki, aklından ziyade güven, saygı, sevgi depoları( mecazi anlamda) bomboş, hiç görmemişler ki, onu, annesi hep utanmış, ablası kızmış, babası da bi şey yapamamış , bence Çarlinin fırınçıda “arkadaşları” gülsün diye her şeye razı olması, sadece birileri onu görsün, onunla “oynasın” arkadaş olsun diyeydi ve zekası ilerledikce de en çok bunun farkındalığına varmak yakmıştı canını…. Saygılarımla