...Derken büyük bir uğultu duydum. Evin camları zangırdamaya başladı. Düşmemek için yatağa sıkıca tutundum. Kıyamet kopuyor gibiydi. Aynı odada yatan ablamdan hiç ses gelmiyordu. Acaba sadece ben mi hissediyordum bu olanları? Derken annemin çığlığını duydum. “Çocuklaaaar!” diye bağırdı. Onun yanına gitmek istedim o an. Sıkıca kavradığım yataktan bıraktım ellerimi, ayağa kalkmaya çalıştım. Yerçekimi yokmuş gibi savruluyordum odanın içinde. O duvar senin, bu duvar benim. Duvardan duvara vuruyordu sarsıntı beni. Gözlerim karanlığa alışmış olduğundan mıdır bilmiyorum, etrafı çok net görebiliyordum. Odamızdaki küçük televizyonun, kafamın sağ tarafından sıyrılıp duvara şiddetle çarpmasını gördüm önce. Kolonya şişeleri, kitaplar, vitrindeki büyük radyonun yanına istiflenmiş kasetler… Hepsi havada uçuşuyordu. Kalbim ise sanki bedenimden bağımsızmış gibi atıyordu. Yönümü kapıya doğru çevirdim. Bir iki adım atmaya çalıştım, ama kapının tam karşısındaki duvara çarpmıştım. Nasıl olduğunu anlamamıştım. Ev mi dönüyordu yoksa? Ayakta durmakta zorlanıyordum zaten. Bir şeye tutunmak umuduyla elimi salladım boşlukta. Yakaladığım şeye sımsıkı tutundum. Açık olan oda camından dışarı fırlamaktan korkmuştum doğrusu. Neden sonra tutunduğum şeyin yatağımın kenarı olduğunu fark ettim. Kendimi güçlükle yatağa bıraktım. Sarsıntı hala bütün şiddetiyle devam ediyordu. Güçlükle “Abla!” dedim. “Korkma!” dedi ablam. “Neler oluyor?” “Deprem oluyor Eda’cım. Sakın yerinden kalkma. Sıkıca tutun.” “Ne yapacağız şimdi?” diye sordum. “Dua edeceğiz.” dedi ablam. “Dua et!”
İçimden bildiğim duaları okumaya çalıştım, ama korkudan dilim dolaşmıştı. Bir türlü devamını getiremiyordum. O sırada ablam sanki halimi anlamış gibi sesli bir şekilde kelime-i şahadet getirmeye başladı: “Eşhedü en la ilahe illallah ve
Sokak kitapları yayınları