Bir ömürdür arıyorum adını koyamadığım şeyi,
Ne bir şehirde bulabildim onu, ne bir limanda.
Rüzgâr geçti avuçlarımdan, mevsimler geçti,
Ben hep eksik kalan bir türkünün izinde kaldım.
Bir kısrağın ürkek bakışlarında
Bir gelinciğin narin yapraklarında
Bir anlığına değdi yüzüme aradığım o sır;
Sabah çiği gibi düştü kalbime,
Güneş yükselince yine kayboldu.
Yollar uzadı.
Ayaklarım tozlandı, gözlerim ufuklara alıştı.
Her menzilde başka bir hikâye dinledim,
Her hikâyede biraz insan, biraz yalnızlık vardı.
Lokmanın merheminde, Mekke'nin zemzeminde,
Yaraya değen şefkatte, susana verilen bir yudum suda,
Bir iz aradım durdum.
Kimi zaman bir tebessümde buldum onu,
Kimi zaman bir duanın gölgesinde.
Çöllerdeki o tatlı serapta
Gözlerimi aldatan ışıklar gördüm.
Yaklaştıkça uzaklaşan düşler geçti önümden;
Umut sandığım nice şey,
Ufkun titreyen çizgisine karıştı.
Çölde su bulamadım diye şiirle yıkandım.
Mısralar serinledi alnımda gece boyunca.
Rezil bir katile anlayış gösteremem Hasan Bey. Aşkı anlarım, sevmeyi anlarım, insanların hata yapmasını da anlarım ama canavarlığı anlamam. İnsanların hayatını mahvetmeye rıza gösteremem.
Tek suçu bir sevgilisi olması mıydı? Saçmaydı ama bu ülkede öldürülen pek çok genç kız gibi bu son derece doğal ilişkisi yüzünden katledilmiş olma ihtimali yüksekti. Onu serseri olmasın diye işe aldığı kardeşi mi öldürmüştü gerçekten? Neden olmasın, Gülabi gibi birçok cahil erkek, namustu, şerefti, töreydi diye kız kardeşlerini hunharca katletmiyor muydu bu ülkede?