Gözlerime engel olamıyorum;
Utana sıkıla, biraz da içime çöken o eski kederle…
Kimi zaman evlâdının yolunu gözlemekten geceleri erken yaşlanan bir ananın yüzüne ilişiyor bakışlarım,
Kimi zaman yarım bırakılmış hayallerin nasır tutmuş ellerine.
Bazense bağrı yanık bir âşığın suskunluğuna oturuyorum fark ettirmeden.
İç çekiyorum.
Sanki dünyanın bütün yorgunluğu birikmiş göğsümün tam ortasında.
Bizimkisi de misafirlik sayılırsa artık…
Kapısını çaldığım her hüzne bir avuç şiir bırakıyorum usulca.
Cebim boş belki;
Ama yüreğim, taşacak kadar insan dolu.
Bir çocuğun üşüyen elleri değiyor bazen içime,
Bir ihtiyarın unutulmuş sesi dolaşıyor kulaklarımda gecelerce.
Kalabalıkların içinden geçiyorum ağır ağır;
Yüzler değişiyor, acılar aynı kalıyor.
Gece çöküyor şehrin üstüne.
Ben, cebimde birkaç kırık mısra;
İnsanların unuttuğu merhameti toplamaya devam ediyorum.
#Şeyda Keren
şiiri okuyunca nacizane öneri yazma gereği hissettim. içtenlikle yazmışsınız ama çok duygu var çok size dönük. Biraz daha dışardan bakıp kelimelerle oynamanızı, sadeliğe doğru yönelmenizi tavsiye ederim :)
Gül kokusuyla ağırlaşmış yine tenhâ sokaklar,
Gece, çehren değmiş bir aynâ gibi duruyor bu akşam.
Bülbül dediğin, bir tek gül uğruna ömrünü harcayan eski bir hükümdar;
Sesinde yangın, kanadında sabır taşıyor.
Gül ise nazlı…
Bir kere bülbülün nefesi değmeye görsün yapraklarına,
Mevsimler değişiyor, bahar yeniden ad alıyor.
Sen gülüşünü sakın göğe kaldırma;
Yıldızlar yerini unutur, ay kendi ışığından utanır.