"Yoruldum ben artık Hâkim Bey!"
Yorgunluk diyordum ben de. Yorulmuş! Yormuşum! Çıkılması güç, dik bir yokuş muyum ben? Nefesi nerede kesilmiş, dalağı nerede şişmiş? Hem sonsuz düzlükler mi vadetmişim ben ona? Yokuşlar da çıkacaktı yolumuza. Yorulmak da vardı elbet. Yorulmuş! Haklı. Insan yükü ağırdır. Yorulur insan elbet. Şairinin mutlulukla bir tuttuğu kahvaltı, karın doyurmaktan öte bir anlam taşımıyorsa artık, gönülsüzce yapılan bir ev ödevine dönüşmüşse akşam yemekleri, ekmeğini herkes kendisi bölüyorsa sofrada, tuzluk sadaka verir gibo uzatılıyorsa elden ele, tebessüm, bayramlık elbise gibi yılda birkaç defa giyiliyorsa ancak yüzlere, gününü aydınlamıyorsa, gecesini hayırlamıyorsa kimse birbirinin.. Insan, bir akşamüstü ansızın yorulmaz da ne yapar?