Şeyma Coşkun

Şeyma Coşkun
@Seymacoskn
Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vakıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Biri olmak, istediği o karaktere ulaşmak insana özgürlükmüş gibi gelse de aslında sen kendini belli bir karakter olarak belirlediğinde, kendini o karakterin özellikleri içine sıkıştırmış olursun. “Ben buyum” dediğin an, o ben dediğin kişinin doğruları, yanlışları, sevdikleri, sevmedikleri içine kendini sıkıştırırsın. Belki farklı bir şey yapmak istersin fakat “Yakışık kalmaz” diyerek içinden gelen o enerjiyi onurlandıramazsın. Hayat her gün akar, her gün değişir ve onunla birlikte fark etmesen de her an sen de değişirsin. On yıl önce olduğun insan değilsindir ve artık yapmak istediklerin de değişmiş olabilir. Ancak olman gerektiğini düşündüğünden farklı hareket edemezsin. Biri olmak bu yüzden seni içindeki özden, o gerçek kuvvetten uzaklaştırır. Senin içinde sınırsız bir potansiyel varken, modifikasyonlar sonucu yarattığın karakterin sınırları içinde sıkışır kalırsın. Onun dışına çıkmaya cesaret edemezsin. Yani aslında özgürlük zannettiğin şey, bu benim karakterim diye sıkı sıkıya tutunduğun şey, bir noktada esaretten başka bir şey değildir.
Hayatın bizi ilgilendiren meseleleri dağınık, bölük pörçük, birbiriyle ilintisiz, en keskin zıtlık içinde, bizim meselemiz olmaktan başka bir ortaklık taşımadan ortaya çıktıklarından ve karmakarışık olduklarından, onlar üzerinde düşünüşümüzün ve endişe edişimizin de aynı şekilde bölük pörçük olması gerekir ki bunlarla uyum içinde olsun. Demek oluyor ki soyutlayabilmeliyiz, her meseleyi ona ait bir zamanda düşünmeli, yerine getirmeli, tadını çıkarmalı, ona katlanmalı, diğer her şeyle ilgili olarak endişelenmeyi bir kenara bırakmalıyız. Adeta düşüncelerimizin çekmeceleri olmalıdır ki birini açtığımızda diğerlerini kapatalım. O zaman yoğun bir endişe mevcut andan alacağımız her küçük zevki mahvedip bütün huzurumuzu kaçırmaz ve bir düşünce diğerini bastırmaz.
Goethe’ye sorarlar, “Mutlu bir hayat geçirdiniz mi?” diye. “Evet, çok mutlu bir hayat geçirdim.” der, peşinden ekler hemen. “ Ama hiç mutlu bir hafta hatırlamıyorum.” Mutluluk anlarda… İçtiğiniz bir yudum kahvede, içinizi ısıtan güneşte ya da okuduğunuz bu satırlarda.
Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öge gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Neye?