İnsanlar kitabını okurken fark ettiğim bir şey oldu. Başta kitap bana çok da şey katmıyor gibi gelmişti. Akıcıydı ama sanki boş okuyormuşum gibi hissediyordum. Ama altını çizdiğim yerlere dönüp baktıkça aslında fark etmeden ne kadar çok düşündürdüğünü anladım.
Kitapta insan sürekli eleştiriliyor gibi. Zayıf, çelişkili, tutarsız… Gerçekten de öyleyiz aslında. Aynı anda hem iyi olup hem yanlış şeyler yapabiliyoruz. Barıştan bahsedip savaşı yüceltebiliyoruz. Küçük şeylerle kendimizi iyi hissedip büyük hataları görmezden gelebiliyoruz.
Ama bir yandan da kitap ilerledikçe şunu fark ettim: insan sadece kusurlu değil. Aynı zamanda hissedebilen bir varlık. Acı çekebilen, özleyebilen, sevebilen… Hatta belki de onu değerli yapan şey tam olarak bu.
En çok hoşuma giden düşüncelerden biri şu oldu: mutluluk aslında acının karşısında değil, onunla birlikte var. Yani insan ne kadar derin hissediyorsa o kadar hem zorlanıyor hem de o kadar anlamlı yaşıyor.
Bir de zaman meselesi çok etkiledi beni. Ortalama bir insanın yaklaşık 25.000 günü var. Bunu böyle net bir şekilde düşününce insan ister istemez kendine şunu soruyor: Ben bu günlerin ne kadarını gerçekten yaşıyorum?
Sonuçta şunu anladım: İnsan gerçekten tuhaf bir varlık. Çelişkili, hatalı ama bir o kadar da derin. Ve belki de hayatı değerli yapan şey, bir daha yaşanmayacak olması.