Kitabın en beğendiğim kısımlarından bir paragrafı paylaşıp üzerine bir yorum yapmak istiyorum:
''Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir. Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir’’ diyor Viktor E. Frankl ‘İnsanın Anlam Arayışı’ kitabında ve ekliyor devamında: ‘’Bilincinizi dinlemenizi ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. O zaman, uzun vadede –uzun vadede diyorum!- başarı sizin peşinizden gelecektir, çünkü başarıyı düşünmeyi unutmuşsunuzdur.’’
Sizler de yakalayabildiniz değil mi meseleyi? ‘Mutluluk da tıpkı başarı gibidir. Ne zaman peşinden koşmayı bıraksak, zihnimizi ‘ben neden mutlu olamıyorum’ ‘mutluluk benim de hakkım’ gibi yakınmalardan arındırıp odağımızı değiştirdiğimizde, vazifelerimize odaklanıp onları en iyi şekilde yerine getirmek ile meşgul iken, bir yan ürün olarak ortaya çıkacak bir şey. Yoksa birilerinin ifade ettiği gibi ‘mutluluk bu hayatın amacı’ değildir. Yani peşinden koşulacak, elde etmek uğruna sınırsız ve hudutsuz davranışların sergileneceği bir duygu değildir. Zaten sınır tanımaz davranışların yol açtığı şey mutluluk değil, anlık bir hazdan sonra hüsrandır. İyisi mi biz bu konuda Nazi Almanya’sının yüzlerce insanın ölümüne sebep olduğu kamplarda; en acılı tecrübeleri deneyimleyen psikiyatrist