Koku benim için yalnızca bir cinayet hikâyesi değildi; insanın görünme, kabul edilme ve kalıcı olma arzusunun karanlık bir anlatısıydı. Grenouille’ü okurken ona yaklaşmakla ondan tiksinmek arasında kaldım. Dünyayı kokular üzerinden algılayışı büyüleyiciydi, fakat aynı hassasiyet onu insanlardan biraz daha uzak, biraz daha “yaratık” hâline getiriyordu.
Romanın en güçlü yanı atmosferiydi. Sayfalar ilerledikçe ben de Paris’in rutubetini, çürümüşlüğünü, insanların ağır kokularını hissettim. Süskind’in dili yer yer öylesine yoğunlaşıyor ki hikâyeden çok bir duyunun içine giriyormuşum gibi oldu. Yine de bazı bölümlerde bu ayrıntı fazlalığı beni metinden uzaklaştırdı; anlatı, ritmini kaybedip kendi kokusuna fazla kapılıyor gibiydi.
Kitaptan aklımda kalan şey cinayetler değil, insanın sevilmek uğruna ne kadar korkunçlaşabileceğiydi. “Koku”, bana dehanın tek başına insanı yüceltmediğini, bazen onu daha derin bir boşluğa sürüklediğini düşündürdü.
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 198727,3bin okunma