Açlık’ı okurken kendimi bir hikâyenin içinde değil, dağılmakta olan bir zihnin içinde buluyorum." açım" ama bu açlık çoğu zaman fiziksel olmaktan çıkıp, kendi kendini sabote eden bir bilince dönüşüyor. Sokaklarda dolaşırken gururuma tutunuyorum, ama bu gurur çoğu zaman beni hayatta tutmak yerine daha da aşağı çekiyor.
Knut Hamsun’un en güçlü yanı, bu iç çözülüşü filtresiz vermesi. Ama tam da burada sorun başlıyor: Roman yer yer aynı döngüye saplanıyor. " Düşünüyorum, çöküyorum, toparlanır gibi oluyorum ve yeniden dağılıyorum" Bu tekrar hissi bir noktadan sonra derinlik değil, yoruculuk yaratıyor.
Yine de inkâr edemem; bu metin rahatsız edici derecede gerçek. Çünkü ben sadece aç değilim—tutarsızım, kibirliyim ve kendi yıkımımda pay sahibiyim. Kitap beni etkilemekten çok huzursuz ediyor. Ve belki de en güçlü yanı tam olarak bu: sevdirerek değil, sürükleyerek değil, rahatsız ederek akılda kalıyor.