Sezen

Sezen
Öğretmen
Y.lisans
Ankara
12 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
7/10
·254 syf.··
2026 136. kitabı
Koku benim için yalnızca bir cinayet hikâyesi değildi; insanın görünme, kabul edilme ve kalıcı olma arzusunun karanlık bir anlatısıydı. Grenouille’ü okurken ona yaklaşmakla ondan tiksinmek arasında kaldım. Dünyayı kokular üzerinden algılayışı büyüleyiciydi, fakat aynı hassasiyet onu insanlardan biraz daha uzak, biraz daha “yaratık” hâline getiriyordu. Romanın en güçlü yanı atmosferiydi. Sayfalar ilerledikçe ben de Paris’in rutubetini, çürümüşlüğünü, insanların ağır kokularını hissettim. Süskind’in dili yer yer öylesine yoğunlaşıyor ki hikâyeden çok bir duyunun içine giriyormuşum gibi oldu. Yine de bazı bölümlerde bu ayrıntı fazlalığı beni metinden uzaklaştırdı; anlatı, ritmini kaybedip kendi kokusuna fazla kapılıyor gibiydi. Kitaptan aklımda kalan şey cinayetler değil, insanın sevilmek uğruna ne kadar korkunçlaşabileceğiydi. “Koku”, bana dehanın tek başına insanı yüceltmediğini, bazen onu daha derin bir boşluğa sürüklediğini düşündürdü.
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 198727,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
6/10
·136 syf.··
2026 127. kitabı
Toprak Ana beni savaşın sadece cephede yaşanmadığı fikriyle yüzleştiren kitaplardan biri oldu. Hikâyeyi okurken en çok hoşuma giden şey, acının büyük kahramanlıklarla değil; tarlayla, yoklukla ve bekleyişle anlatılmasıydı. Tolgonay’ın sesi o kadar sade ki bazen bir roman değil de yaşanmış bir ağıt okuyormuşum gibi hissettim. Özellikle toprağın bir tanık gibi konuşturulması kitaba güçlü bir atmosfer katıyor. Ama kitap yer yer duygusunu fazla tekrar ediyor. Bazı bölümlerde acının sürekli aynı yoğunlukta verilmesi beni hikâyeden biraz uzaklaştırdı. Karakterlerin bazıları da bir insan olmaktan çok bir düşüncenin temsilcisi gibi duruyor. Bu yüzden birkaç sahnede doğal bir akıştan çok verilmek istenen mesajı hissettim. Yine de Aytmatov’un insanla toprağı birbirine bağlayışını etkileyici buldum. Kitabı bitirdiğimde aklımda savaşın gürültüsünden çok geride kalan insanların sessizliği kaldı
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,7bin okunma
7/10
·262 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
Sineklerin Tanrısı bende sakin başlayan ama içten içe huzursuz eden bir his bıraktı. Adada kalan çocukların zamanla değişmesini okurken, aslında büyümediklerini; sadece içlerinde saklanan şeyin ortaya çıktığını düşündüm. Ralph’in düzen kurmaya çalışması bana umut verirken, Jack’in güce duyduğu açlık giderek daha rahatsız edici geldi. Özellikle korkunun çocukları birbirinden koparması, kitabın en etkileyici tarafıydı. Yine de romanın karanlığını bazen fazla keskin buldum. Golding, insanın içindeki kötülüğü anlatırken umuda neredeyse hiç alan bırakmamış. Bu yüzden bazı karakterler bana gerçek bir insandan çok, bir düşüncenin gölgesi gibi hissettirdi. Ama kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey şuydu: insan, karanlığı en çok kendine benzediğinde fark ediyor.
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
6/10
·160 syf.··
2026 132. kitabı
Açlık’ı okurken kendimi bir hikâyenin içinde değil, dağılmakta olan bir zihnin içinde buluyorum." açım" ama bu açlık çoğu zaman fiziksel olmaktan çıkıp, kendi kendini sabote eden bir bilince dönüşüyor. Sokaklarda dolaşırken gururuma tutunuyorum, ama bu gurur çoğu zaman beni hayatta tutmak yerine daha da aşağı çekiyor. Knut Hamsun’un en güçlü yanı, bu iç çözülüşü filtresiz vermesi. Ama tam da burada sorun başlıyor: Roman yer yer aynı döngüye saplanıyor. " Düşünüyorum, çöküyorum, toparlanır gibi oluyorum ve yeniden dağılıyorum" Bu tekrar hissi bir noktadan sonra derinlik değil, yoruculuk yaratıyor. Yine de inkâr edemem; bu metin rahatsız edici derecede gerçek. Çünkü ben sadece aç değilim—tutarsızım, kibirliyim ve kendi yıkımımda pay sahibiyim. Kitap beni etkilemekten çok huzursuz ediyor. Ve belki de en güçlü yanı tam olarak bu: sevdirerek değil, sürükleyerek değil, rahatsız ederek akılda kalıyor.
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
6/10
·556 syf.··
2026 129. kitabı
Ben Gazap Üzümleri’ni okurken yalnızca etkilenmedim; zaman zaman metnin beni yönlendirdiğini de hissettim. John Steinbeck, Joad ailesi üzerinden güçlü bir anlatı kuruyor ama bu anlatının yer yer didaktikleştiğini inkâr edemem. Bana düşünme alanı bırakmak yerine, ne hissetmem gerektiğini açıkça işaret ettiği anlar oldu. Romanın arka planındaki Büyük Buhran gerçeği çok çarpıcı; buna şüphe yok. Ancak Steinbeck’in bu gerçekliği sunuş biçimi bazen siyah-beyaz bir dünyaya indirgeniyor gibi geldi bana. “İyi” olanlar neredeyse tamamen mağdur ve saf; “kötü” olanlar ise çoğunlukla sistemin soğuk yüzünü temsil eden tek boyutlu figürler. Bu durum, romanın duygusal gücünü artırsa da gerçekliğin karmaşıklığını biraz törpülüyor. Tom Joad’un dönüşümünü izlerken etkileniyorum ama bu değişim bana yer yer fazla hızlı ve ideolojik bir çizgide ilerliyormuş gibi hissettirdi. Sanki karakter değil de bir fikir büyüyor. Casy karakteri ise neredeyse bir sembole dönüşüyor; onun üzerinden verilen mesajlar güçlü ama insanî çelişkileri daha derin işlenebilirmiş diye düşündüm. Yine de kabul etmem gereken bir şey var: Steinbeck’in dili beni sürüklüyor. Özellikle doğa betimlemeleri ve göç sahneleri o kadar canlı ki, eleştirilerime rağmen metnin içine çekiliyorum. Fakat tam da bu noktada bir ikilem yaşıyorum; anlatının estetik gücü ile ideolojik yönlendirmesi arasında gidip geliyorum. Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm: Gazap Üzümleri beni etkiledi ama aynı zamanda bana mesafe de koydurdu. Çünkü hissettirdikleri kadar, hissettirmek istedikleri de çok belirgindi. Ve ben, bir okur olarak biraz daha gri alan, biraz daha belirsizlik görmek isterdim. Gazap ÜzümleriGazap Üzümleri
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,6bin okunma